close
Pop Art Sanat Örneği

Merhabalar sevgili okular, bugün sizlerle ilk buluşmamızı gerçekleştirdiğim bu yazımda, en sevdiğim sanat akımlarından birisi olan “Pop Art” akımını ve akımın en önemli temsilcilerinden birisi olan Andy Warhol‘dan bahsedeceğim.

Öncelikli olarak, sizlere olabildiğince kısa bir şekilde Pop Art sanatını açıklayayım: Pop Art, 1950 yıllarında ilk kez bir sanat akımı olarak doğup, 1960’a gelindiğinde ise kitle kültürlerinden beslenerek, alınan imgeler ile bütün dünyada bilinen bir ivme kazanmıştır. Sanatçılar eserlerinde dönemlerin reklam afişlerini, kolaj çalışmalarını, çizgi romanları ve pornografiği kullanmışlardır. Pop Art’ın sanatsal amacı, sanat eserlerlerine duyulan biricik algısına karşı çıkarak, sanatın toplumsal metaların tamamında olduğu gibi tükenip bitebileceğini ve yeniden yaratılabileceğini anlatmaktır.

Pop Art’ın Doğuşu

Bu dahiyane akımın doğuşunda, Duchamp’ın fikirleri ve eserleri büyük bir referans noktası oluşturmuştur. Pop Art böylece sanatsal bir akım olarak varlığını belirli neden-sonuç ilkesinde dışarıya vuracak bir yapı üzerine kurulmuştur.

Duchamp’ın modern sanata ve sanatçıya karşı yaptığı eleştiri olarak sergisinden pisuvar eseri.

Duchamp sanat camiasına karşı duruşu oldukça nettir. Onun bu duruşu sayesinde Pop Art akımı da güç kazanmış ve 21. yüzyılda halen daha değer gören ve karşılığı olan bir akım olarak devam etmiştir.

Pop Art akımı canlı renkleri ve cıvıl cıvıl yansıtılan metalarıyla birlikte herkesin bildiği ve gördüğü ama sıranlıktan sıyrılmış haliydi. Bu akımda amaçlanan yansıtma biçimi de zaten bu şekilde sanat sayılmayanı dikkate bile alınmayanı odağına yerleştirmekti. Bu sıradanlığı en çok besleyen ve sunan sanatçı da nitekim Andy Warhol oldu.

Andy Warhol ve Eserleri

Andy Warhol sanat camiası içerisinde yer alan yüzbinlerce çılgın kişi ve düşünce arasında yeterince yokmuş gibi onların arasından bile sıyrılabilecek boyutta bir perspektife ve dışavuruma sahip olan bir kişiydi. Her akımın bir öncüsü tabiri caiz ise babası vardır. Benim için de Pop Art sanatının babası Andy Warhol olmuştur. Amerika Birleşik Devletleri’nin kapitalizm üzerine kurulu bir ülke olduğunun farkındaydı ve tamamen Pop Art kültürünü yansıtmak ve yaşatmak için yaşıyordu. Etrafındaki birçok insan onu anlayamazdı ve hatta onu anlayabilmek adına bir sanat medyası kuruldu. Etrafındaki insanlarla sohbetlerini ses kaydına alarak, yeni tanıştığı kişilere kayıt cihazını “karım” olarak tanıtırdı. Birbirinden farklı kişiliklere sahipti. Saçlarını griye boyar, böylelikle daha genç görüneceğini düşünürdü. Takma adı olarak Drella ismini kullanırdı. Bu isim içinde bulundurduğunu düşündüğü Drakula ve Sindirella’nın birleşimiydi. Kendini çoğu kez bir Drag Queen olarak tasvir ettiği de olmuştur. Bu rengarenk ve birçok insanın sıra dışı olarak tabir ettiği dahi adam, eserlerinin üzerindeki biricilik algısını alaşağı ederek, her şey üretimdir mottosunu hayatına ve eserlerinin tamamına yansıtmayı başarabildi.

Adını “Fabrika” olarak koyduğu devasa atölyesinde seri üretime geçti. Çılgın baskıları ve kolajları bugün bile halen daha gündemimizden düşmeyen 20. Yüzyılın Mona Lisa’sı olan Marilyn Monroe’yi baskılar ve farklı renklerle birlikte bir Pop Art sanatına çevirmeyi başarmıştır.

Marilyn Monroe ve Pop Art yansıması.

Elvis Presley’den Muhammed Ali’ye kadar tüm ikonik ünlüler onun ve sanatının bir parçası olarak izleyicilerle buluşmayı başardı. Tabi iş sadece ünlü kişilerin baskılarını yapmakla bitmiyordu. Çünkü Andy birçok eserini önce aklında tamamlar, hayata geçirilmesini fabrikasında, atölye çalışanlarına yaptırmayı tercih ederdi. Sanatçı olmak için eline fırça alarak tuval boyamayı tercih etmezdi.

İnsanların her gün defalarca gördüğü Coca Cola şişelerini ve dönemlerine göre varoş olarak nitelendirilebilecek konserve yiyeceklerinde bile baskılarına yer vermiştir. O zamana kadar insanların farkında dahi olmadığı objeler onun fabrikasında tekrar değerlendirilir ve sanatsal değerler kazanırdı. Dahiyane fikirlerle dolu olan sayısız esere ve akıma önayak olmayı başarmıştır. Saatlerce süren ve sadece tek bir replikten oluşan filmlere çekerek üretimin sürekliliğine nokta atışı yaparak, sanatsal dışavurumunu görsel eserlerin hemen hemen her alanında yansıtmayı başarabilmiştir. Dönemin tüketim alışkanlıklarına eleştiri için söylediği “Herkes birgün 15 dakikalığına ünlü olacak” sözü halen daha sanat camiasının en felsefi düşünceleri arasında yer almaktadır.

İşin özü hepimiz gerçekten en azından on beş dakikalığına ünlü olmuyor muyuz? Günümüzün sosyal medya çılgınlığı da böyle bir olgudan kaynaklı olarak çıkmadı mı? Her on beş dakikada bir “Hey! Ben de buradayım” deme ihtiyacı hissetmiyor muyuz? Andy sadece sanat tüketiminden, seri üretimden bahsetmiyordu. Andy, her çağın vebası olan tüketme eylemini, izleyiciyi provoke ederek yine izleyicisine sunuyordu. İnsanlık, yaşamın döngüsü olan tüketimine yine devam ediyor ama tek bir farkla: Bizler artık kendimizi tüketiyoruz sayın okurlar. Tükettiğimiz kadar da asla üretemiyoruz.

Sizlere Pop Art sanat akımın en gözde cümlesi ile veda etmek durumundayım (tabi ki tekrar görüşünceye dek);

Less is bore (Sanatla Kalın)

Fazile Berna Budak
fazilet_budak@hotmail.com

Tags : FelsefeResimsanat
akol

The author akol

Leave a Response

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.