close
Deniz kenarında yalnız yürüyen adam.

Anlatacak bir hikayesi olmayan yazarın ilk cümlesiyim. Sesi kısılmış bir şarkıcının ise nakaratıyım. Bugün, ağda yaptıktan sonra gözünüze çarpan unuttuğunuz kıl tanesiyim.

Bir hikayem vardı benim. Her hikaye gibi girişi, gelişmesi ve sonucu olması gerekirdi. Önce başını unuttum, sonra da temelinden hasar almış bir bina gibi gelişmesi durdu. Böylece sonu da bir türlü gelmedi. Kabul etmek zor ama benim hikayem yazılmadan bitti. Artık 2020 yılına geldiğimizi ve 30’uma merdiven dayadığımı kendime sık sık hatırlatıyorum.

Ben bugün, 10 yıl önceyi bırak 1 yıl önce bile düşünemediğim oyunların ve planların içerisindeyim. Ne için çıktığımı hatırlamadığım bu yolda, zerdüştten hallice bir o tarafa bir bu tarafa sallandım durdum. Sonucunda küçük oyunların büyük oyuncusu olmayı galibiyet sayabilirdim ama bana küçük oyunların küçük oyuncusu olmak düştü, ben de kabul ettim. Bunu da bir sıfat olarak üzerime yapıştırdım ve adımdan önce her statü sahibi insan gibi bunu kullanmaya başladım.

Merhaba, ben küçük oyunların küçük oyuncusu Anıl Kölmük.

Anlatacak bir trajedim, tutunacak sabit bir acım olmasını çok istedim. Böylece demagoji kasarak, ajitasyon damarınızı bir alerjik reaksiyon gösterene kadar tüketebilirdim. Ancak buradan yürüyecek kadar materyali, yaşadığım hayat içerisinde maalesef yeterince kazanamadım. Şimdiye kadar çok hata yaptığımı sanmıştım ama aslında geriye bile gidemeyecek kadar sabit kalmış, yerimde saymışım. Sonunda da Nuri Bilge Ceylan filminden hallice bir Zeki Demirkubuz filmi olup çıkmıştım.

Not: Yazar burada Nuri Bilge’yi överken, Zeki’yi biraz gömmüştür.
Not 2: Çok değil azıcık gömmüştür, Zeki de candır.

Günce

Aralık 2019’da eski kız arkadaşım Deniz K., eski ev sahibim Ali T. ve üst düzey siyasetçilerden biriyle aktif olarak devam eden davalarım yüzünden ruh sağlığım yeterince sarsılmıyormuş gibi, işsizlik de beni fazlasıyla yormaya başlamıştı. Önce cinsel yönelimlerin duruluyor, çünkü toplumsal standartları karşılayamadığın alanlar maddi olarak fazlasıyla insanı sekteye uğratıyor. Sonra arkadaşlarınla etkinliklere gidemiyorsun, çünkü temel standartları karşılayamıyorsun. Üzerine, ailen de sana karşı saygısını yitiriyor. Çünkü inandığın ya da değer verdiğin ideolojin ya da yaşama şeklinin sadece götürüsü olduğuna karşın onların da artık senin karşında durmaları için referansları var.

Eskiden birlikte çalıştığım iş arkadaşlarımdan Metin T., bana Sakarya Büyükşehir Belediyesi adına yürütülecek bir projeden bahsetti. İş süresi için 4 gün belirlenen bu proje, Sakarya Büyükşehir Belediyesi’nin Kent Estetiği ve Daire Başkanlığı ile koordineli bir şekilde ilerleyecekti.
Sonrasında da daha önce hiçbirimizin alanında bilgisi olmayan bu konuyla ilgili iş çıkartmamızı bekledi.

Ben de metin yazarı olarak, yaratıcı kimliğimi orada konuşturmayı hedefliyordum. Tabi iş süreci başladı, Giresun’dan iki photoshop uzmanı arkadaşı da alarak yola çıktık. Oraya vardığımızda ise Metin de dahil hiç birimiz tam olarak ne yapmamız gerektiğini bilmiyorduk. Önce photoshop yapan arkadaşlara, belirlenen fotoğralar üzerinden, kent ışıklandırması için mockup yaptırdı. Sonrasında da daha önce hiç birimizin alanında bir bilgisi olmayan bu konuyla ilgili iş çıkartmamızı beklendi. Ben de sürecin üzerime düşen stressini azaltmak adına, Hatice’yi Kocaeli’den Sakarya’ya davet etmekte buldum. Hatice ile internetten süren düzeyli bir arkadaşlığımız vardı ama oraya geldiğinde birbirimize yüklediğimiz roller ve misyonlar da aynı oranda değişti.

İş yoğun, süreç dar ve baskı üst düzeydi. Ancak bu kadar kaosun içerisinde kendimi o kadar iyi adapte ediyordum ki, dünden kalan depresyon ya da melankoli yerini tamamen iş yönetimlerine ve programlara ayırmıştı. İşe odaklandıkça, Hatice’nin de yardımıyla kısa süre içerisinde kendimi fazlasıyla hayata tekrar odaklamayı başarmıştım.

Bir şekilde iş süreci tamamlanmış, tarih 27 Aralık’a dayanmıştı. Bir gün sonra program bitecekti ancak Metin bana İstanbul’a oradan da Alanya’ya geçeceğinden bahsetti. Ben de işimi çoktan tamamlamış olmanın verdiği rahatlıkla Hatice ile birkaç gün tatil yapmanın hiç de kötü bir fikir olmadığına kanaat getirdim. Bu kadar yoğun bir çalışmanın ardından iki günlük bir Kadıköy macerası fazlasıyla işimize gelirdi. Dürüst olursam Hatice ile görüşmeseydim ve bu kadar bana nüfus etmeyi başarmış olmasaydı, eski kız arkadaşım R. ile görüşmeyi fazlasıyla arzu ediyordum. Ancak eski sıfatı bile durumu niteler biçimde…

Bu arada İsmail Can Serter (Gülsüm Sami Kefeli’den ilkokul arkadaşım), Cumhuriyet Halk Partisi İlkadım İlçe Başkanlığına adaylığını koymuştu. Benden de yardım talep ediyordu. Yukarıda da belirttiğim davalarım için benim de bir avukata ihtiyacım vardı. Kazan kazandır prensibinin çalışmaması için hiçbir neden yoktu. Uzaktan müdahalelerle sosyal medyasını ve dijital pazarlamasını ele almaya başladım.

İstanbul’a varır varmaz Metin’den ayrıldık. O Sabiha Gökçen’e ilerlerken biz de Sultanbeyli’de bulduğumuz ilk AVM’den başımızı içeri soktuk. Birkaç saatlik iş görüşmem ve randevu trafiğimin ardından, beni son iki yıldır maddi manevi destekleyen iş ortağım Sezer ve eşi sevgili Feyza ile randevulaştık. Gecesinde de eski dostlarımdan Diydem Deniz Koç ile hangover nights yapmaya karar verdik. İşin özü, Hatice’nin beni dostlarım ve iş meclisinden olan arkadaşlarımın yanında nasıl taşıyabileceğini görmeyi arzu ediyordum.

Gecenin ilerleyen saatlerinde tanıştığımız Miraç ise benim için bu tatilin en hoş sürprizlerinden birisi oldu. Gece boyunca sanat, felsefe ve edebiyat üzerine yaptığımız sohbetleri dört farklı barı Kadıköy’de kapatana kadar sürdürdük. Diydem 4 civarı pas dedi. Hatice hayatının en yorucu gecesini yaşadığını ancak ertesi gün itiraf edebildi. Ertesi gün hem Sezer ve Feyza’yı, hem Diydem’i, hem de Miraç’ı bir araya getirmek kaçınılmaz bir istek olmuştu benim için.

Tabi her güzel şeyin bir sonu olduğu gibi bunun da sonu yaklaşmıştı. Yılbaşından bir gün öncesinde Hatice ile ayrılarak Samsun’a dönmem gerekiyordu. Diydem’e benim ile gelir misin diye sordum, neden olmasın cevabını alınca da onu da yanımda sürükleyerek Samsun’a çift kişilik bilet ile yola çıktık.

Bu arada Metin halen daha iş ile ilgili isteklerini iletiyor, biten iş projesi üzerinden ödemelerimizi almadan grafikçi arkadaşlar ve ben çalışmaya devam ediyorduk. Diydem, Gamze ve Erdem ile beş gün boyunca kavgalı, dövüşlü, eğlenceli ve maceralı bir tatil yaşadık. Can Serter’in iş programını da tabiki elimden geldiğince aksatmadan sürdürmeye devam ettim.

Diydem’i yolcu ettikten sonra, iş programıma yoğunlaşarak tatil döneminde boşta bıraktığım her şeyi tamamlamaya koyuldum. Bir yandan internet işleri, Can Serter’in projesi ve Metin’in işleri derken depresyon artık uzaktan yakından gündemime gelemiyordu. Hatice olan ilişkimiz de evrimini tamamlayarak gelişimini sürdürüyordu.

Tabi süreç içerisinde hem depresyon dönemi hem de sonrasında olan aktif hayatım sırasında kardeşim Efe ile hiç ilgilenemedim. Bunun yarattığı vicdan sanrılarına çözümü, onu müzisyen arkadaşım Yiğit Ertürk ile tanıştırarak buldum. Gamze Batur vokalde, Efe gitarda, ben de davuldaydım. Leş gibi müzik yaptık ama bir bütün olarak hareket edebilme becerilerimizi arttırmaya çalıştık.

Yiğit Ertürk, Gamze Batur, Efe Kölmük

Depresyondan çıkmamın ve az biraz elimin para görmesinin şerefine annemi de yemeğe çıkartarak süreç adına bütün kliklerimi atıyordum. Ben bunları anlatırken inanılmaz sıkılmaya başladım. Sonra Hatice geldi, çok sevgili dostum Fırat Sayar’ın evinde on gün misafir olarak kaldık. Deliler gibi eğlendik. O sırada Can seçime girdi, kaybettik. Sonra da Enes Koyuncu ile ahbap olduk, iyi bir dost olduğunu bana ispat etti. Mackbear Coffee işletmecisi kel Kadir ile şans eseri bir araya geldik. Gecesinde deliler gibi içtik. Gamze her an yanımızdaydı, keyifli vakit geçirdik. Şubat 16’da Hatice tekrar geliyor ve beni yeni bir macera, yeni bir gündem bekliyor.

Kısaca arkadaşlar, ben depresyonu çözebildiğimi düşünmüyorum ama gündemimi meşgul ettiğim ve hırsımı koruduğum sürece, hayatımın ivmesinin benim lehime şekilde döndüğünü hissediyorum.

İsmail Can Serter, Anıl Kölmük
Hatice Yüksek, Anıl Kölmük, Enes Koyuncu, Gamze Batur. Samsun sahilde.
Hatice Yüksek, Anıl Kölmük, Fırat Sayar ve Gamze Batur.
Hatice Yüksek ve Anıl Kölmük. Mutlu son.
Tags : anıl kölmükblog
akol

The author akol

Leave a Response

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.