close
Samsun Sanat Evi

Bugün ki yazım için, nasıl bir giriş yapmam gerektiğini çok düşündüm. Alıntı yapmanın işimi basitleştirebileceğini biliyordum, ama alıntı yapacağım eseri seçmek bile büyük bir zahmete dönüştü. Madem öyle diyerek, modern kültürün bizim elimize yüzümüze boşalırken, bizim alkışladığımız bir filmden alıntı yapmamın hiç bir sakıncası olmayacağına kanaat getirdim: Fight Club.

“Biz televizyon izleyerek, milyonerler, sinema tanrıları, Rock yıldızları olacağımıza inanarak büyüdük, ama olamayacağız. Hepimiz heba oluyoruz. Bütün bir nesil benzin pompalıyor, garsonluk yapıyor ya da beyaz yakalı köle olmuş. Reklamlar yüzünden araba ve kıyafet peşindeyiz. Nefret ettiğimiz işlerde çalışıyor, gereksiz şeyler alıyoruz. Bizler tarihin ortanca çocuklarıyız. Bir amacımız yok; ne büyük savaş ne de büyük bir buhran yaşadık. Bizim savaşımız ruhani savaş. Ve bunalımımız kendi hayatlarımız…” 

Kelimelerin kifayeti olsa keşke diyor insan, bildiği bütün bu değerlerden sonra hayatına bir çeki düzen vermeyi diliyor. Ama yine olmuyor… Bugün basit bir tema işlemeyi istedim aslında; Yetersizlik. Okunduktan sonra, basit bir kişinin ağzından dökülen felsefi zırvalıklar gibi gelecektir, şimdiden uyarmak gerek. Çünkü ben bu yazıları yazarken haddimi bilmeyi seçiyorum, peki ya siz okurken kendi haddinizi biliyor musunuz?

Ülke değiştirmek ile ilgili bir karar verdiğimi uzun zamandır sesli bir şekilde dile getiriyorum. Başarılı olur muyum muallaktayım, fakat biliyorum ki denemek zorundayım. Yaşadığım bu güzel ülkede var olan kültürel değerler ile bütünleşmiş, bu kadar güzel bir arkadaş ortamı kazanmış ve her kötü anımda götümü toplayacak bir kaç fert bulundurduktan sonrasında gitmek neden değil mi? Hem de gideceğim yerin hiç bir kıyaslamasında buradan daha iyi olmayacağını bile bile… (Not: Yazının buradan sonra ki kısmında romantik solcu edebiyatı yapılabilir, fularınızı takın ve geriye yaslanın)

Türkiye de son bir kaç yıldır gözlemlediğim değişikliklerin sorumlusu olarak doğrudan hükümeti ya da hükümetin organlarını suçlamak niyetinde değilim. Dünya üzerinde bir çok benzeri uygulamaları yapan devlet ve devlet organlarını da az çok takip ettiğim için, doğrudan bir ismi suçlamanın mantığını çoktan aştım. Fakat bu kadar içinde olduktan sonra, inisiyatif kişinin elinde kalmıyormuş bunu fark ettim. Tamamen olay içselleşiyor ve biri evet derken sen de kendini hayır derken buluyorsun. Ama işin aslı konumuz bu da değil; Gitmemde olan temel sebeplerden biri buydu. Kendimi burada belirli bir statü içerisinde bulunduramam. Fakat bunun için ne kadar çaba gösterdim değil mi?

Maslow Teorisi‘ne göre, insanın hayatı boyunca beş temel başlıktan oluşan ihtiyaçlar zinciri olacaktır. Buna göre de kişinin gelişimi ve yaşamı başarılı ya da başarısız olacağını belirleyeceğini iddia eder. Maslow Teorisi, Hiyerarşi Piramidi olarak da anılmaktadır. En altta Fizyolojik Gereksinimlerden başlayarak en üstte olan Kendini Gerçekleştirme Gereksinimine kadar ilerler. Maslow Teorisinden alıntı yaparak konuşursam eğer, Türkiye de bir çok fizyolojik gereksinimim karşılandı, güvenlik gereksinimim (kısmen) karşılandı, ait olma sevgi, sevecenlik gereksinimim de karşılandı. Fakat saygınlık ve kendini gerçekleştirme gereksinimini burada başaramadığımı fark ettim. Farklı meslek türlerinde bir çok iş yaptım. Denedim, savaştım fakat çoğu zaman pes ederek kaçtım. Sonunda alacağım şeyin beni tatmin edemeyeceğini, girdikten sonra fark ediyordum maalesef.

Hem bulunduğum şehir içerisinde, hem de bulunduğum coğrafyada, bana katkı sağlayacak çok fazla şey olmadığına kanaat getirmeye başladım (bende narsistlik başlamış galiba). Burada kıyaslanan veya başarı kıstası olarak gösterilen değerler ile incelendiğinde, benim kazanılmış bir statüm bile olmadığı ortaya çıkıyor. Belirli bir mesleki grup, içinde bulunduğu aile, mal varlığı üçgeni içerisinde kaybolan bir toplum düzeninde, mevcut yerimi sizin de tahmin edebileceğiniz şekilde kabullenmiyorum.

Tabi bazen ibnelik bende de olduğu oluyor, üç kez üniversiteyi bırakmak ne demek. Şimdi eğitim aldığım kurumlara bok atmak gibi olacak ama, gerçeği hepimiz biliyoruz. Siz bilmiyorsanız, Türkiye de Eğitim Sistemi Geriliyor makalesini incelemenizi tavsiye ederim. Kadın-Erkek eşitliği, Eğitim sistemimizden bir çok teori, kuram ve pratiğin çıkartılması, Dini ağırlıklı eğitim gibi durumlar zaten MEB’in olağanüstü başarıları arasındadır.

Konu yine dağıldı, yetersizlik hakkında konuşuyorduk. Şimdiye kadar yazdığım, söylediğim sözler, benim kendi yetersizliğimden kaçma ya da kurtulma çabam olarak nitelendirilebilir. Ama olaya objektif bir şekilde bakarsak, dünya üzerinde başarı ya da güç kazanmanın çok da meşru yöntemler ile mümkün olamayacağını göreceksiniz. Para kazanmak istiyorsan: İllegal, Statü kazanmak istiyorsan: Doktor, Güç kazanmak istiyorsan: Çevre yapmak durumundasın. Okul mu? Kim siker okulu? Sekiz yıl okuyorsun doktor oluyorsun, kim sana hangi üniversiteyi bitirdiğini soruyor? Doktorsun sen!

İnsanın kendini başarma düşüncesi ne kadar çabuk literatürden kalktı? Aile, Mahalle, Toplum ve Okulun gölgesinde, içsel düşüncelerimizin tamamına veda ederek kendimizi yetersizleştiriyoruz! Başaramadığımız aslında kendimiz değil, onların bize yakıştırdığı sıfatlar olduğunu da bir türlü kabul etmiyoruz. Lafı daha fazla uzatmak niyetinde değilim, kendinizi boşaltmak için bir pornoya ihtiyaç duymayın. Kendiniz olun, içinden gelen şeyi içinizde yaşayın ve abanın!

Saygılarımla

Tags : blog yazısıdeneme yazısıfight club sözlerimaslow teorisi hakkındatürkiyeden gitmekyetersizlik teorisiyetersizlik türleri
akol

The author akol

Leave a Response

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.