close
Diş Röntgeni

Bir gün uyanıyorsunuz; Hayatınızda var olan ya da var olmasını ümit ettiğiniz değerlerden birinin ya da hepsinin bir daha olamayacağını biliyorsunuz. Bu uyanışın ardından hayatı sorgulamaya, hayatı sorgulama da sizi varlığınızı irdelemeye sürüklüyor. Yaşananların sonunda bazıları, doğmayı seçemezken ölmeyi, bazıları ise bu durum ile hayatlarına devam edebilmeyi seçiyorlar. Ama küçük bir kesim bunların arasından ayrılarak, yeniden doğabileceği bir aralık bularak hayatına devam edebiliyor. Yeniden doğmak aslında hepimizin hakkı…

Hayatımızda yaptığımız seçimlerin tamamı aslında benliğimizin yansıması. Bu durumda benliğimizi etkileyen bütün faktörler kaka, alt bilincimiz ise cici oluyor. Ama bu kadar iyimser yaklaşma niyetinde değilim tabi ki. Hepimiz yaptığımız seçimlerden sorumluyuz, bu seçimlere bizi sürükleyen her ne tecrübe yaşamış olursak olalım…

Tecrübelerimiz Bizi Geri Sürükleyebilir

Giresun da yer alan dağlar arasında bir merdiven.

Yukarıda yer alan fotoğrafa baktığınızda, sizin için hoş bir manzara fotoğrafını canlandırabilir. Ya da daha da öteye geçerek Led Zeppelin – Stairway To Heaven albüm kapağını düşünebilirsiniz. Bu fotoğrafı 2013 yılında Recep Özcan ile birlikte Giresun’da Çağlar Özdem’in mezarının hemen yanında çektim. Uzun süredir arkadaşlığımızı, dostluğumuzu, kardeşliğimizi sürdürdüğüm insanın ebediyeti benim için bu fotoğrafta gizliydi. Ama ben her zaman onu lakapları ve iyi yönleri ile anmayı seçiyorum. Seni gerçekten çok özlüyorum Çağlar; Kavgalarımızı, Explorer internet cafe de sigara aramalarımızı, bir bütün ekmek döner söyleyerek onu ikiye bölmemizi…

Konuyu toparlamam gerek, maziye çok bulaşma niyetinde değilim. Fakat söylemek istediğim şeyi az çok tahmin etmeye başlamışsınızdır. Yaşadıklarımıza karşı bakış açımız ve bunlardan alacağımız dersler bizi diğerlerinden farklı kılar. Bu olayı bir sidik yarışına döndürmeyin! Senin acın şöyle, benim ki böyle, sen daha ne gördün ki gibi kıyaslamalar için gerçekten vaktimiz yok… Bildiğinizi düşündüğünüz şeyler ile ilgili kazandığınız deneyimler de olabilir, saygı duyuyorum inanın. Ama çok yakın bir dostumun da söylediği gibi İkarus Sendromu‘na yakalanmayın, dikkat edin (İkarus Sendromu kısaca, belirli bir konu hakkında bütün deneyime sahip olduğunu zannetme olarak açıklayabiliriz). Bu sendromu genellikle, bilgi ya da deneyim isteyen spor ya da iş türlerinde kullanırlar. Ancak ben bu durumu tecrübeler için de kullanıyorum. Çünkü tecrübelerimiz de bizi ikarus’a fazlası ile sürüklüyor. Bildiğimizi zannettiğimiz ya da sonunda gerçekten dibe vurduğumuz tecrübeler yaşamış olabiliriz bu hayatta. Ama bu o hatalara neden olan etkenleri tekrar yaşamayacağımız anlamına gelmez! Hayat bu kadar basit olmamalı!

Siz Hiç Yarın Akşam Göreceğiniz Rüya İçin Bu Gece Uyudunuz mu?

Çaba göstermek gerçekten önemli. Belirli bir konu hakkında, belirsiz bir vakit harcandıktan sonra başarısızlık bir başarı olur.

İstanbul Manzarası.

Hayatımı yazar olacağıma inanarak geçirmedim. On yedi yaşında sanırım bu içime işledi. İlk sözlerimi ise, Cansel Cinci yani o dönem hayatımda olan kız arkadaşım için dökmüştüm: Bir rüyaydı bu, sen yanağımdan öpmeden uyanmayı öğrendim artık. Sonrasında yazarlıkla ilgili düşündüm, araştırdım ve sürekli okudum. Başarılı bir yazar bugün bile olabildiğimi iddia edecek statüde ya da seviyede değilim. Ama her günümü, ertesi günde daha iyi bir yazar olmaya inanarak ve bunun için savaşarak geçirmeye kendimi adıyorum. Fakat ailem, dostlarım ve o günden bugüne kadar hayatıma giren bütün kız arkadaşlarımın ve en önemlisi kendimin fizyolojik ve toplumsal ihtiyaçlarını gidermek için karşılamam gereken minimum gereçler vardı. Hepsinden ya kaçtım ya da olacağımı zannettiğim kişi üzerinden bunların arasından sıyrıldım. Zaman içerisinde fark ediyorum ki; doğru vizyonda ama yanlış misyondayım. Sıklıkla Kadir’in söylediği gibi “Doğru zaman, doğru yer”.

Samsun Gazi Devlet Hastanesinden Güneşin Doğuşu.

Yukarıda yer alan subjektif saçmalıkları bitirdiğinize göre, yazının sonunu görebilecek kadar boş vaktiniz var demek ki. O yüzden biraz daha objektifleşmemde sakınca olmayacağını düşünüyorum. İnsan hayatı ile ilgili seçimlerde toplumsal normlar en büyük etken olarak gözüküyor. Benim gibi azınlık olan bir kaç milyon genç de kendi hayallerinin peşinde, kendi hayatlarını piç etmeye devam ediyor. Kaybedilen zamanın yanında promosyon olarak özgüven ve hayatınızdaki insanların saygısını kaybetmeniz de cabası. Peki normların gerektirdiği ve içimizden gelenin bir terazisini kurmak mümkün değil mi? Bilmiyorum, sadece deniyorum.

İdeallerimize Ulaşmamız Ütopyayı Getirebilir mi?

Eski bir hikaye vardır, yıllardır eskimeyen; Bir lamba cini vardır onu bulan biri de üç dilekte bulunur. Dilediği bütün dileklerin sonucunda, mutlu olması gerekirken daha da umutsuzlaşır ve sonunda kahrından yok olur. İstediğimiz şeyleri gerçekten isteyip, istemediğimizi keşif etmeliyiz. İdeal olarak belirlediğimiz seviye ya da duruma ulaştığımızda, bunun bizim için doğuracağı sonuçları da kestirmeliyiz. Gerçekten uğuruna savaştığımız ya da başarmak için can attığımız şeyler, bizim için en doğru seçim mi? Bireyin kendini keşif etmesi çok uzun ve zorlu bir süreç. Bunu ben bile tam anlamı ile başardığımı söyleyemem. Hatta belki de kendimi tanıma ve tanımlama konusunda daha çok başlardayım. Ama kendimi bilerek, istediğim şeylere kulak vererek, çevremde olan insanlara karşı sorumluluklarımı yerine getirerek yukarıda bahsettiğim teraziyi dengeleyebilme ihtimalini çok olumlu görüyorum. Belki de Ütopya dediğimiz olgu, hiç var olmayan topraklarda değil, tam da gözümüzün önünde olan hayattadır…

Tags : blog yazısıbloggerpsikoloji makalepsikoloji yazıtürkçe blogger
akol

The author akol

Leave a Response

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.