close
Ateşi tutmak

Metropolis filmi beni başlı başına etkilemeyi başaran nadir yapımlardan biri. Hatta filmin son repliği hayatımda olan vizyonumu oldukça etkilemişti;

Bazı insanlar akıl gibidir, düşündükçe var olurlar, var ettikçe düşünürler. Ama onlar düşündüklerini gerçeğe döndürecek yetkinlikten çok uzaktadırlar. 

Bazı insanlar el gibidir, çalıştıkça var olurlar, var oldukça çalışırlar. Onların iradeleri, demirde bile yoktur. Fakat onları yönlendirecek bir akıldan yoksundurlar.

Bazı insanlar ise kalp gibidir, aklın ve ellerin arabulucusudur.

Bu filmi ilk kez izlememin üzerinden belki de dokuz yıldan fazla geçti. Şimdi ise kendi rolümü tekrar hatırlayacak bir durum ile karşı karşıya kaldım. Uzun zamandır bir uyuşturucunun etkisindeydim ve kendimi bırakmıştım. Derin bir uyku hali gözlemlenebiliyordu bedenimde. Fakat bir trajedinin bütün bu yetersizliklerden çıkartıp alabileceğini hiç düşünmezdim. Ben iki gün önce uyandım ve tekrar hatırladım kim olduğumu. Size hikayemi anlatmak için buradayım.

Yazıya devam etmeden önce Gemide filminin unutulmaz soundtrack’ini açmanızı rica ediyorum.

https://www.youtube.com/watch?v=5rwlxwj8rv8

Sanırım iki hafta kadar önce Kelsey ile ayrıldık. Sürekli bu ayrıl-barış monotonluğu aramızda sürdüğünden olsa gerek, yine de bu ilişki için düşüncelerimi korumaya devam ettim. Sonra Seval’e, Kelsey ile konuşarak bu durum hakkında bana biraz bilgi toplamasını istedim, eğer ilişki için savaşılmaya değer paydalar halen daha varsa, bunlar için çaba göstermek istiyordum. Ama eğer onun gözünde bittiyse, kendimi de hazırlamam gerekirdi. Geçmişte buna benzer çabalarımın beni yokuşa sürüklediğini hatırlıyordum. Seval de bu durum ile ilgili bana çok fazla çaba göstermemem gerektiğini ve bu ilişkinin çoktan bittiğini açıkladı. Saygı duydum. Ama bana son bir kez mail gönderdi, yüzlerce belki de binlerce kez özür dilediği yazıyordu… Bu ne anlama geliyordu?

Sonra bana beni aldattığını açıkladı. Tepki veremedim. Beni aramasını söyledim sadece. Sinirlenmedim, kızmadım ya da belirli bir duyguya esir olamadım. Sadece tepkisiz kaldım. Aradığında, bütün detayları dinledim. Bir kaç damla göz yaşı dökmekten öteye gidemedim. Bütün bir gece onun ile konuşup, ona bu durum ile ilgili destek oldum. Hatayı yapan insan olduğu sürece, hatalar telafi edilebileceğini anlattım ona. Bana uzun zamandır bu kadar yakın hissedemediğini söyledi kendini, anladım saygı duydum. Bir trajedi, mağdur olan kadar mağdur edene de etki edebileceğini gözlemledim.

Ertesi gün Seval ile durumu konuştum, bu şok durumunun halen daha üzerime yapıştığını söyledi. Bundan kurtulmak için “Ağlaman, nefret etmen, kusman, sinirlenmen ya da affetmen gerekebilir” dedi. Hiç birini yapamadım. Kadir sağ olsun bu durumu çok çabuk fark etti ve benim ile ilgilendi. Ama sanki çabaları boş bir duvarın ardından gelen sesler gibiydi.

Ertesi gün tek başıma Doğu Park’a gittim. Orada oturdum ve meditasyon yapmaya başladım. İçimde olan şeye ulaşabilirsem, bunun çözümüne de kavuşabilirdim. Biraz alkol, biraz destekleyiciler ile birlikte kısa süre içinde zihnimin en derinliklerine kavuşabildim. Bu sırada birden sesler farklılaşmaya başladı, dünya titredi, bedenimin kontrolünü geri kazanamıyordum. Yavaşça başımın sol omzuma doğru düştüğünü hissediyordum. Fakat bu sırada benliğimde ben de mezara düşüyordum. Sert bir şekilde mezarın içine vardım. O sırada bütün toprağı, soğuğu ve çaresizliği sonuna kadar yaşadım. Bir anda kürek sesleri gelmeye başladı, üzerime her gelen sesten sonra biraz daha toprak düşüyor, bunu aşmak için hiç bir şey yapamıyordum. Sonunda küreği sallayan kişinin ben olduğumu gördüm. Son toprağı, yüzüme doğru atarken son kez bana bakmasını ya da bir şeyler söylemesini bekledim. Hiç bir şey olmadan, duygusuzca bu ritüeli tamamladı.

Toprağın içinde kontrolsüzdüm, çırpınamıyordum, nefes alamıyordum. Oksijen tükeniyor, ellerim ve ayaklarım uyuşmaya devam ediyordu. Bu sırada öleceğimi anladım. Bilincimin içine girdiğimde, zaman kavramı zaten yavaşlamıştı, bunu uyandığımda fark etmiştim, ama gömüldüğümde bilincimin içinde olan zaman kavramı tamamen kaybolmuştu. Tahminim bir saniyenin toprağın içinde geçirdiğim haftalara denk geldiği şekildeydi. Zihnimin bu kadar yoğun bir şekilde çalıştığını hiç bir zaman hissetmedim.

Hayatım, yaşadıklarım gözümün önünden geçiyor. Pişmanlık duygusu her yerimi kaplıyordu. Yalvarıyordum kendime, bir şans lütfen diye. Her bir ayrıntı ile geçen yılların ardından sonunda benliğim, beni öldürmeyi başarmıştı. Bu sırada yavaşça sesler tekrar gelmeye başladı bilincimden. Artık o toprağın altında olan kişi değildim. Onu gömen benliğimin içindeydim. Önce zihnimin kontrolü tekrar geri geldi, sonra bedenimin. Gözlerimi açtığımda, perspektifim daha önce yaşamadığım kadar nötrdü.

İlk işim telefonu cebimden çıkartarak yüzüme bakmak oldu. Kaşlarım, duygularım, tecrübelerim, statülerim, maskelerim yerli yerindeydi. Bir ufak farkla ama… Gözlerim artık benim gözlerim değildi. Gözlerimin içinde büyük bir karanlık hissediyordum. Şimdi ise sayamadığım yıllardan beri belki de olmayı başaramadığım benliğim, kontrolün sahibiydi. Yapmam gerekenlere karşı şahlanmak ve sahip olması gerekenleri almak istiyordu. Sakince bütün küs olduğum eski dostlarıma mesaj attım, Kelsey ile konuşarak her şeyin yolunda olduğunu açıkladım.

Size hikayemi anlatıyorum, ama neden diye sormayın bilmiyorum. Belki de gömülen kişiye karşı duyduğum son sorumluk buydu. Şimdiye kadar zamanınızı ayırdığınız ve bana katlandığınız için teşekkür ederim.

Anıl Kölmük

Tags : blog sayfalarıbloggerblogger yazılarıtürkçe blog yazılarıtürkiye bloggerları
akol

The author akol

Leave a Response

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.