close
Sanat

Ulaş Nair’in Kaleminden Kısa Bir Öykü

Ulaş Nair ve genç yazar

 Ulaş Nair, Samsun’da ikamet eden genç bir yazar. Kendisi ile sayın Metin Toprak aracılığıyla tanıştım. Genç bir kalem olarak yaptığı işleri sonuna kadar taktir ettiğimi ve gelişimi için elimden geldiğince destek olacağımı belirtmem gerekiyor. Bugün kendi rüştünü ispat etmek için ilk eserini benimle paylaştı. Kısa bir hikaye ama onun geleceğe dair atacağı adımlarda büyük bir gelişime gebe. Sizleri daha fazla bekletmeden Ulaş ve hikayesi ile baş başa bırakıyorum.

Zabıta memuru Ekrem gözünü ağaçların arasındaki yıldızlı bir gökyüzü görüntüsüne açmıştı. Sonbaharın etkisiyle kurumuş yapraklar, rüzgarın da desteğiyle saatlerdir baygın yatan Ekrem’in mavi üniformasına düşmüştü bile. Kafasına yediği darbe uyandığında yaşananları hatırlamasını engelleyecek kadar kadar güçlüydü. Sol ve sağ ayaklarının arkasına, çapraz şekilde açılmış iki kesik Ekrem’in bir hayli kan kaybetmesine sebep olmuştu. Olayın ciddiyetini kavrayabilecek kadar kendine geldiğinde, hissettiği fiziksel acıdan sonra tattığı ilk duygu çaresizlikti.

Ölümün sessizce kol gezdiği yıldızlı bir gecede olduğunu uyandığının tam 5. dakikasında anlayabilmişti. Göz bebekleri yaşadığı çaresizliği anlatabilecek kadar büyüktü ve Ekrem ölümün acımasızca saldırdığının farkındaydı. Acıyla inlerken,”Yaşanacak bir cehennem hayatı varsa o hayat Dünyadadır, yaşamıyla da ölümüyle de acı verici.” diye düşündü.  Ölüm gözlerinin önüne simsiyah bir perde gibi çökmeye ve vücudu kaybettiği kanın etkisiyle hissizleşmeye başladığında düşünceleriyle baş başa kalmıştı. Hayatını ölümün bir başlangıç değil kocaman bir hiçlik olduğunu düşünerek yaşamıştı. Öyle de oluyordu. Karanlık ve tatlı uyku Ekrem’i sıcacık kollarına çağırırken ne bir beyaz ışık görmüştü ne de bir Tanrı.

Ölürken sevdiklerini düşünmüyordu. Zaten uzun ve mutlu bir hayat yaşamak gibi bir planı da yoktu. Adaletsizliğiyle darbe üstüne darbe vuran bir Dünyada yaşamak yerine, derin bir uykuya gömülmeyi yeğlerdi. Ekrem, yorucu bir günün ardından uykuya dalarken hissettiği gibi, karanlığın derininden ölümü hissedebiliyordu. Tatlı bir hüzne kapılmayacak kadar çok kabullenmişti yok olmayı. Belki cesedini bile bulamayacaklardı. Büyük Çınar ağaçlarının dökülen yaprakları arasında çürümeye başlayacaktı. Belki bedeni birisi tarafından fark edildiğinde, kimliği bile tanımlanamayan bir et parçasına dönmüş olacaktı. Ama bu Ekrem için pek de önemli değildi. Gidişi Dünyada derin bir yara bırakmayacaktı zaten. Sadece eksilmiş bir kum tanesi. Zihninin içindeki küçük bir sessizlikten sonra Ekrem derin bir uykuya dalmıştı. Önemsiz kimliği, bedeniyle beraber silinmişti Dünyadan. Tıpkı bir kum tanesi gibi. 

Tags : edebiyathikayeöykü
akol

The author akol

Leave a Response

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.