close
Üç Kere Ağza, Üç Kere Burna

Yaklaşık on yıldan beri hayalini kurduğum kitabıma, bu hafta itibariyle kavuşacağım. Heyecanlı mıyım? Dürüst olursam eğer, heyecanın yerini stratejik düşünce halleri aldı. Çünkü kitap yazarak; belirli bir seviyede insanların eleştirilerini alıp, bir yazar statüsüne ulaşma ideolojim gerçek duvarlarıyla çarpışarak, belirli disiplinlerin ve stratejilerin şartlarını yerine getirme durumunu getirdi. Ne kadar iyi yazdığımın hiçbir önemi olmayan bu yeni kıstasta, hamlelerimi doğru sırada ve doğru zamanda yapmam gerekiyordu. Siz değerli okuyucularıma kitabımın yayın sürecini anlatmayı o yüzden borç bilirim.

Nasıl Yazar Olunur?

İlk soru buydu. Nasıl yazar olunur sorusunu yanıtlamam gerekiyordu. İnternette, televizyonda, gazetelerde ve kitaplarda olan örneklerini referans almak gibi bir hataya bütün yazar adayları gibi ben de düştüm başta. Daktilomu alacaktım, pencerenin önüne masamı çekecek, kahvemi ve pipomu hazırlayacak ve su gibi yazılarımı akıtacaktım. Sonra mı? Menajerime yazıları göndereceğim (Her yazarın bir menajeri olmalı. Seviyesine göre tabi, Californication dizisinde Hank Moody’nin menejeri gibi olacaktı benimki de. Ben partilerden partilere akarken, o benim götümü toplayacak ve iş anlaşmalarımı kovalayacaktır), menejerim de yayıncılardan en iyi telifi almak için amansız bir mücadeleye girecekti.

Hayalle yaşayanı, gerçekle sikerler.

Benim hayalini kurduğum yazarlık kavramının daha ilk adımında sıkıntı vardı. Daktilo falan geçtim, öyle su gibi akacak şekilde yazı nasıl yazılıyordu bunu bir türlü kavrayamıyordum. Su gibi akacak şekilde yazdığım yazılar ya bok gibi oluyor ya da gerçekten tutarsızlıklar barındırıyordu. Birkaç kitap denemesinde bulundum. Çevremde olan insanları rehin alarak, yalvar yakar okuttum. Sağ olsunlar çoğu yalan söyledi. İyi bir yazar olduğumu ve iddialı bir şekilde devam etmem gerektiğini belirttiler. Ben de biraz daha güçlü bir okuyucu kitlesine ulaşmak için daha önce dergilerde yazıları yayınlanmış kişilere mail atmaya başladım. Tabi kimse benim yaramaz yazılarımı ya da statüsüz varlığımı sikine takıp cevap atmadı. Yine de benim referans noktam olan çevremdekilerin yalan beyanatları üzerine ben ısrarcı davranmayı sürdürdüm. Ve sonunda mail kutumda bir yanıt maili parlıyordu gözüme. Hiç abartı yapmıyorum gelen maili:

“Bak, dergiye ve dergide olan kişilere tek tek mail atmışsın. Taktir ediyorum çabanı. Ancak sen bir yörüksün. Çomarsın. Yaşadığın yerde baban büyük ihtimalle esnaf ve sen o dükkana yardım ediyorsundur. Bırak bizi yormayı, sen statüne sahip çık.”

Güzel bir göt oluştu…

Üç kere ağza, üç kere burna kitap kapağı. Çizim: Zafer Boz.

Kitap Nasıl Yayınlanır?

Tabi bu süreç ilerlerken benim de alakasız bir şekilde ısrarcı bir referans arayışım sürüyordu. Adam akıllı biriyle tanışıp, ona yazılarımı gösterip, bana hatalı kısımlarımı anlatmasını sağlayabilirsem eğer, bu hataları tekrar etmeyeceğime emindim. Tabi yine hatalı bir bakış açısı ama daha elle tutulur sonuçlara ilerlemeye çalışıyordum. Aytuğ Akdoğan ismi ilk defa o zamanlarda karşıma çıktı. Kendisi genç bir yazar, başarılı, seksi (burnuna sıçayım) ve vizyon sahibi biriydi. Duruşuyla ve olgusuyla o zamanlar olmak istediğim her şeye sahipti. Okan Bayülgen’in Televizyon Makinası’nda senaristlik yapıyordu. Mail attım; “Merhaba ben Anıl Kölmük, yazar olmak istiyorum. Bana yol gösterir misiniz?”. Otuz dakika kadar sonra cevap attı. Beni Bebek’de olan evine davet etti. Eve gittiğimde şoka girmiştim, muazzam bir boğaz manzarası, müthiş bir daire ve kaliteli bir sohbet için bekleyen Aytuğ Akdoğan. Şirinevler’den Bebek’e geçmem ise tamı tamına 3-3.5 saat arası sürdü. Gittiğimde her şeye değdiğini hissetmiştim.

Bana yol gösterdi mi?
Hayır.

Bana bir katkısı oldu mu?
Hayır.

Beni misafir etmesi dışında bir olgu var mı elimde?
Hayır.

O halde beni neden davet etti? Çok basit, kendi değerleri ve egosu için. Böyle bir maile hayır yanıtını veremeyecek kadar egosuna ve değerlerine düşkündü. Peki bana neden yardım edemedi? Bu dahada basit, çünkü o toplumun istediği cevapları bilen biriydi. Bu cevaplarda; Bebek’de oturmak, kaliteli bir hayat sürmek, bohem olmak, kaliteli insanlarla sürekli reklam peşinde koşmak, muhalif siyaset yürütmek, ezilenin tarafından bakarak kaliteli hayatını ezik gibi çevrene pazarlayarak demogoji yapmak. O zamanlarda bunun onda birini anlayabilecek kabiliyette değildim.

Üç kere ağza, üç kere burna arka kapağı. Eleştirmenler: Doç.Dr. Hasan Aydın, Kirpi Edebiyat Dergisi ve YazBuz.

Ücretsiz Kitap Basmak

Tabi süreç ilerledikçe kendi yolumu kendim belirleyecek seviyeye ulaşmamda kaçınılmazdı. Israrla yazı yazıyor, insanlara okutuyor, eleştirildiğim noktalarda kendimi düzeltmeye çalışıyordum. Para karşılığı makale yazarlığı, dergi editörlüğü, hikaye yazarlığı yaptım bu süreçte. Ve süreci bana göre taçlandıran ve hızlandıran olay YazBuz’u açtığım tarihti. Artık düzenli olarak yazmak zorundaydım. İnsanların olumlu ya da olumsuz eleştirilerini almak bana inanılmaz keyif veriyordu. İstemeden de olsa bir özgeçmiş gelişiminde de bulunuyordum.

En son bir çocuk kitabı projesinde bulundum. O dönem sağ olsun yardımcı olmaya çalışan bir çok dostum elimden tutarak bana yol göstermeye çalıştı. Ancak eleştiri aldığım noktalarda, düzenleme almam mümkün olmadı. Onların bana eksik olduğunu iddia ettiği noktalar hakkında bana yardım etmeleri gerektiğini vurguladım her seferinde. Ancak yüz üstü kaldım. Tüm bu sürecin sonucunda yaklaşık beş yıl kaybetmiştim, ve son yaşananlarda ekstra bir yıl daha kaybetmeme neden olmuştu. Çünkü yazarlığın iyi yazmakla alakası olmadığını yeni yeni keşfetmeye başlamıştım. Her şey tamamen stratejik düşünmeyle ilgiliydi.

Önce doğru insanlarla tanışmak gerekiyordu. Bir insanın belirli bir konuda iyi olması, diğer konularda da iyi olduğu anlamına gelmezdi. Onun iyi olduğu konuda sadece refere almak gerekiyordu. Hatamız, bir konuda iyi olan kişiyi hemen her konuda refere almak gibi bir hataya düşmekti. Özetle; yazı, yayım, dizgi, editörlük, kapak, kurgu gibi alanlarda kendine güvenen veya iyi olduğunu iddia eden insanlarla bir araya gelmeli ve onlarla bu projeyi yürütmeliydim. 

Peki yeterli miydi? Evet, yeterliydi.

Üç Kere Ağza, Üç Kere Burna Yazım Süreci

Bütün planımı ve programımı hazırladıktan sonra, eski yazılarıma geri dönerek tekrar onları ele almayı istemedim. Yeni bir kurgu için beklemeye koyuldum. Çok geçmeden kurgu beni buldu. Komikti… Bir ay boyunca oturduğum koltuktan işemek ve sıçmak dışında hiçbir işlev için hareket etmedim. Sürekli aklımda bir şeyler oynuyor ve yer değiştiriyordu. Zaman değişiyor, olgular gelişiyor, mekanlar genişliyordu ama bunların hiçbiri aslında olmuyordu. Olduğum yerde iç dünyama hapsolmuş bir şekilde mücadele ettim bu durumla. Sonra bir gün kalktım ve bilgisayar başına geçerek kitabımı yazdım. İlk Rana’ya okuttum. Beğenmişti, ama artık beğenme durumu yeterli değildi. Düzenleme için ilk olarak Mualla ile görüştüm. Başlangıçta çok zaman ayırdı ama sürecin uzayan temposuna ayak uyduramayacağını itiraf ederek müsaademi istedi. Sonra düzenlemeleri kendim sürdürdüm bir yere kadar, yeterli olmayacağının bilincinde.

Gamze düzenlemeleri yeni bitirdiğim sırada hayatıma girdi. Bütün düzenlemeleri seve seve yapacağını söyledi. Hemen dosyayı gönderdim, sağ olsun sadece altı saat içerisinde geri dönüş yaptı. Peki kapak ne olacaktı? Telifli bir görseli 20 dolara kiralayarak bu işi çözemezdim. Beyda isminde ressam arkadaşıma sordum kapak çalışması yapıp yapamayacağına, bu işlere bakan kişinin Zafer olduğunu söyledi. Sağ olsun Zafer de iki hafta içerisinde muazzam bir simgeleme işi gösterdiği kapağı bana gönderdi.

Peki yayın? İşin bok kısmı orada başladı. Sürecin zorlu olacağını tahmin ediyordum ama bu kadar zorlanabileceğimi ben bile beklemiyordum. Abartısız 90 yayın evine mail attım. 70 kadarı sikleyip yanıt atmadı. 5-10 tanesi şartlarına uymadığımı söylediler. 5-10 tanesi yetersiz buldular. 10 tanesi de fiyat etiketi gönderdiler. Fiyat ne kadar mı? 2.000 liradan başlayan fiyatlar, bütün işi benim yapmama rağmen. Sadece Gece Kitaplığı o süreç içerisinde ücretsiz yayınlayabiliriz dedi. Küçük bir ayrıntıyla: 500 kitabı ilk ay içerisinde satamazsanız, size 5.000 TL tazminat çıkartıyoruz. Oldu amına koyayım…

Tülay da bu zamanlarda hayatıma girmişti. Bütün sorularıma içtenlikle yanıtlıyordu. Gece Kitaplığında onun da kitabı yayınlanmıştı. Hatta YazBuz için onunla kısa bir röportajda da bulunmuştum. Bana kesinlikle Gece Kitaplığıyla çalışmamam gerektiğini söyledi. Ben de son çare İkinci Adam yayınlarıyla anlaşacaktım 1.500 TL civarında bir tutara. Fakat Cinius Yayınlarıyla çalışan yazar sn. Tuğçe bu noktada imdadıma yetişti. Hiç yardım etmek istememesine rağmen, ağzından kaçırdığı ücretsiz ve koşulsuz basıyorlar lafı kulağıma küpe oldu. Gen özürlü biri olsa da, bu yardımından ötürü ona borçlu olduğumu kabul ediyorum.

Cinius yayıneviyle de şansımın yaver gitmesiyle güzel ve etkili bir görüşme gerçekleştirdik, anlaştık. Şartlar abartısız şu şekilde: 3 yıllık sözleşme, %7 telif, ben kitabı almak istersem 3/1i fiyatına alacak ve satabilecektim. Koşul, faiz ya da tazminat: 0. Sadece onlara 160 TL dizgi parası gönderdim. Kitap internette ve fiziksel olarak satışa çıkacak. Kitap fuarlarına imza vermeye koşturacağım. Çok mu önemli? Hayır amına koyayım. Önemli olan bir şey varsa, bu işin formülünün bu kadar gen özürlü bir sisteme ait olmasıdır.

Ülkemiz okumak konusunda olan üstün başarısını, okumayı marifet sanmakla taçlandırıyor. Okumak büyük iş, o yüzden yapanda kendini üstünleştiriyor. Yazmak ise araç değil gereç olarak sayılıyor. Örneğin ünlü biri misin? Hemen yapıştırıyorsun bir biyografi. Ya da akademisyen misin? Branşınla alakalı kendi yazdığın kitabı zorunlu tutuyorsun öğrencilerine, mis! Yayınevleri de bu ticarethaneye uygun şekilde tezgah kurmuşlar sağ olsunlar. “Merhaba ben sadece yazarım, ticari bir beklentim yok” desen bile yayınevinin cevabı şu: Garanti satış rakamını karşılamayacak bir yazarsan bu işe girme!

Yazar reklamla mı uğraşacak, sosyal medya’da takipçi mi kasacak? Yoksa çevresi başta olmak üzere bütün tanıştığı insanlara satış-pazarlama mı kasacak? Yaptığınız işin ve kurulu olan bu düzene cidden lanet olsun. Benden çok daha yetenekli birçok insan yazar olma yönünden bu yüzden vazgeçmek zorunda kalıyor. Bir de belirli bir yazım noktasında kabiliyetli ya da yazıları yayınlanmış insanlar var ki onlara ekstra parantez açmam lazım. Yeni yazmış birinden daha tecrübeli olabilirsiniz, yazılarınız yayınlanıyor da olabilir ama aşağılama, yıkıcı eleştiri ya da üzerinden ego tatmini yapma hakkına sahip değilsiniz. İnsanları hem yazarlık statüsünden soğuruyorsunuz hem de yeni yazar olacak olan insanların önünü kesiyor ya da mesleği yanlış tanıtıyorsunuz.

Daha fazla uzatmak anlamsız, buraya kadar okumayı başaran bütün okuyucularıma teşekkürü borç bilirim. Bir ara kitabı mutlaka kutlayalım.

Anıl Kölmük

Tags : anıl kölmükanıl kölmük kitapkitap basmak için yayınevlerikitap nasıl yazılırkitap yazarken nelere dikkat edilirkitap yazma öyküsüüç kere ağza üç kere burnaüç kere ağza üç kere burna kitapücretsiz kitap basan yayıneviücretsiz kitap bastır
akol

The author akol

Leave a Response

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.