close
Starbucks Kahvesi ve Sigara

Her kurduğu hayali elin de patlamış birini tanırdım; Onunla yaptığımız uzun sohbetler de bana anlatacağı sürekli yeni hikayeleri olması beni şaşırtırdı. Biraz ondan bahsetmem gerekirse, yaşadıkları anlı-şanlı şeyler değildi, ama onu bitirmeye yetmişti. Ailesi parçalanmış, çoğu arkadaşı tarafından terk edilmiş, sevgilisi cebinde ki paranın gidişiyle birlikte yavaş yavaş kaybolmuştu. Halen daha böyle insanlar maalesef var.

Kendi sessizliğime kaybolduğum Samsun da ki bir yaz gününde, tekrar karşıma çıktı. Garsonun tam o geldiği sırada getirdiği bir bardak çayın güzel bir sohbetin habercisi olduğunu fark ettim. Ona yönelir yönelmez, bana kim olduğumu sordu. Biraz zaman tanı yahu, daha yeni geldin, hoş geldin beş gittin. Soruya odağımı verdiğimde ise biraz afalladım, ona beni tanıdığını anlatmaya çaba gösterdim ama yetmedi. Tekrar sordu “Kim olduğunu biliyor musun?“. Denilecek bir şey kalmayıncaya dek kendimi ifade ettim. Yetmedi! “Sen ne kadar sensin ki? Ailenin seçtiği, onlarında ailelerinin seçtiği bir dine bağlısın… Ahlakın mahalle de öğrendiğin kadar, kültürün televizyonda izlediğinle sınırlı… Yasalardan korkmana bile gerek kalmıyor değil mi? Ama korkuyorsun… Çünkü için de bir de sen varsın… O seni hiç dinleyip kim olduğunu öğrenebildin mi? Bu fedakarlığı hiç yapabildin mi?” Bu kadar ağır bir cevabı siktir ettim, bu kadar olağan dışı bir konu beklemiyordum. Ona biraz daha dikkatli baktığımda sarsılmış olduğunu görmüştüm, ne olduğunu sormama gerek yoktu, olanları zaten biliyordum. Ama bu konu hakkında uzun vakittir düşündüğünü ve ilk üzerine konuştuğu kişinin ben olduğumu hissediyordum…

Söylediklerini düşünüp cevap vermem gerektiğinde haklı yada haksız olduğunu düşünmeden birden kendimi savunmaya başladım… Fikirlerim benim için özeldi, onlar alıntı değillerdi! Ona bunu saatlerce anlatabilirdim ama bir kaç altın cümle ile onun kafasında ki soru işaretlerini kırabileceğimi fark ettim. Çünkü diğer anlatacaklarıma vereceği cevaplar muhakkak vardı; “Dünya üzerinde bulunan insanların çoğu belirli bir dine mensup insanlar, yasalara göre yaşıyor ve olabildiğince standart ve normalleştirilmiş bir hayat tercih ediyorlar. İnsanlar neden mutlu olduklarında kendilerini sorgulasınlar ki?“. Beklediğim tepkiyi vermemişti. Önce biraz benim önümde olan çaya doğru göz dikti, yutkunarak “Sence bütün bu insanların kandırılmış olma olasılığı hiç mi yok? İnsanların mutluluğundan söz ettin, üzüntülerinin sebepleri de bunlar değil mi sence? Savaşın, karşılıklı anlaşmazlığın başlıca sebepleri de bunlardan çıkmıyor mu?“.
Çayımı yudumlayarak tadını ala ala bitirdim. Kalkmak için hazırlık yaparken, oturduğum mekanda duvara asılı olan ayna ile kısa bir saniye için göz göze kaldım. Halen daha anlattıklarını devam ettirirken, ben sükunet ile üzerime montumu giyerek oradan uzaklaştım. Gerçekler mi, huzur mu sorusunun yanıtını çoktan vermiş birine bu tür baskılar kurulmamalı diye hayıflandım.
Anıl Kölmük
Tags : çay edebiyatıdenemedeneme yazarlarıdeneme yazısıhikayekurguyazaryazıyeraltı edebiyatı
akol

The author akol

Leave a Response

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.