close
20181210_060413

“Merhaba arkadaşlar kanalıma hoş geldiniz” diyen bir torbacının YouTuber olduğu bir dünyada yaşamayı isteyecek kadar toz pembe görüyorum herşeyi. Bu arada merhabalar. En son yazdığım yazı üzerinden tahmin ediyorum ki birkaç ay geçti. Salmam gereksizdi ama eğlenceliydi. Sizlere anlatmak istediğim birkaç hikayem var, zamanınızı benim gibi boş bir insanla geçirmeye hazırsanız durmayın! 

Kronoloji

Eğer kronoloji olmasa, referans alacağım bir yazım ölçüsü bulurken bile saatlerimi geçirebilirim. Hangi olayın anlatmaya ya da öncelik verilmeye değer olduğuna bir türlü karar veremeyecektim. Sağ olsun Google bana amme hizmet sağlayarak, benim için fotoğraflarımı ve gezdiğim yerleri bana mail olarak gönderdi. Gün içerisinde telefonumun mobil bağlantısı açıkken yaptığım bütün eylemleri bana tek tek gösterdi. Mesela 2013 yılında Taşkışla’dan Maçka Parkına yürürken çok yanlış bir güzergah seçmişim, ya cahilmişim ya da kafam güzelmiş. Hiç hatırlamıyorum. 

Kafam güzelken yaptığım hareketlere ve gereksiz Google reklamını bitirdiğimizi varsaydığımıza göre, sizlere ilk imza günümden, İstanbul seyahatimden ve yaptığım bütün gereksiz eylemlerden bahsetmek istiyorum. Bana on beş yaşımda nasıl biri olmak istediğimi sorduklarımda, şu an olmak istediğim kişiyi seçeceğimi biliyorum ama olduğum kişi bu yaşımda benin istediği kişi olmadığını fark ediyorum. 

Bahçelerde Bülbül,
Süslü Püslü “Eylül”

Eylül ayının ilk haftasında, kısa süren bir ilişkim daha bitmişti. Samsun Kampı yazımda bahsettiğim kız, evet. O sırada da sanırım yine kendimi yalnız hissedecek olacağım ki Nisa ile buluştum. Nisa ile zannediyorum ki 2013’ten süregelen bir tanışıklığımız var. Hiç yüz yüze görüşmemiş olduğumuz için iki taraf da birbirine karşı hem saygılı hem eğlenceli hem de ilişki oluşabileceği ihtimalini (bana göre) elden hiç bırakmadı. Belki de ben yaşanan bütün bu durumlara karşı olan tutumumu karşılıklı göstererek, flörtöze dönmüş hayatımı meşrulaştırıyorum. Bilinmezciliği bırakarak devam edeceğim, ihtimallerin ardı arkası kesilmeyecek gibi. 

Anıl Kölmük, Nisa Hamzaçebi Samsun 100. yıl bulvarı

Hayatında olan insan sirkülasyonu günlük yüz kişiyi bulan bir kişi olarak, sizlere tek tek tanışıp görüştüğüm insanları anlatmanın saçma olduğuna kanaat getirdim. Nisa ile anlattığım şeyleri de silmeye üşendim. Kalsın orada devam edeceğim… 

Kadir geldi o arada. Sanırım Ege taraflarındaydı, Asya da geçen kışın ardından sezonu erken kapatarak baba evine dönme kararı almıştı. Nepal’de geçirdiği altı ayın ardından durulduğunu söylemek zorundayım. Ülkede Burger King bile yokmuş. Onu görür görmez kilo verdiğini ve durağanlaştığını söyledim ona. Şaşırmadı, farkında olduğunu söyledi. Ben de üzerine gitmedim, eskisi gibi olacak trafiğimize devam etmek koşuluyla her şey normale dönebilirdi. Ama yavşak, yavşaktır. Halen daha bencil bir bok olduğunu düşünüyorum yer yer arkadaşımın. Yine de onu çok seviyorum. Neyse Kavak’ta Mutlu bir köy evi açtığını öğrendik Kadir’le. Mutlu da benim Mithat Paşa Lisesi’nden bir arkadaşım. Gerçekten bizi iki gün boyunca el üstünde misafir etti. 

Samsun Kavak ilçesinde bulunan köyler ve ağaç.

O arada Selda isminde bir arkadaşım Amerika’ya gitti. On yılda kurduğu iş ve hayat düzenini geride bırakarak dil eğitimi almak ve Amerika’da yaşamak için bütün gemilerini yaktı. Ona o kadar çok saygı duyuyorum ki, kelimelerle ifade etmek çok güç. Kardeşi o sırada Emre de iş yerinde (gemicilik yapıyor) yaşadığı sorunlardan dolayı Samsun’a geldi. Daha önce birkaç kez bir araya gelmiştik ve Selda gibi onunla da yakın olabileceğimi umuyordum. Ancak az da olsa içtiğinde gerçekten kontrolü kaybediyor. 

Anıl Kölmük ve Ayşenur Girgin düğünde.

Bu zaman aralığında Adem kulüp evinde yaşamaya başladı, Emre de Adem’in yanında sürekli zaman geçirdi, Ayşe Adem ile tanıştı ve kulüp evi batağına düştü. Kadir, Adem, Emre her akşam ateş yakarak sahilde güzel zaman geçirdiler. Fakat burada belirli bir kontrol kaybı yaşanmaya başlandı, belirli bir noktada zevkler de tekrar ederse, monotonlaşır ve hisler ortadan kalkar. Benim için de durum böyle oldu sanırım. Kişilerin durumlarını daha iyi gözlemleyebildiğimi hissetmeye başladım. Belki de kendimi o ana ve o ortama ait hissetmedim. Kadir ülkeden ayrılacağının bilinciyle kuracağı ilişkilerde çıkarcı davranıyor, Adem empati kurmak yerine sadece kendi işleyişine bağlı durumlarda başını kaldırıyor, Emre çocuksu hareketlerle kendini ve eylemlerini normalleştiriyor. Şimdi böyle sayınca ben ne kadar meleğim değil mi? Alakası yok, en kötüleri eminim ki benimdir. Neyse süreç içerisinde Ayşe’ye kulüp evine gitmemesini tavsiye edecek kadar soğudum. Neden Ayşe’yi koruyorum. Diğerlerinden farkı benim gözümde cinsiyeti değil, bana göre onun hayır demeyi bilmeme durumundan kaynaklanan ruh hali. Eylül ayı genel itibariyle içerek, sıçarak ve abartarak geçti. Planlanan hiç bir şey yerine getirilemedi. Oysa ben yazı yazacak, derslerimi çalışacak, makale yazıp para kazanacaktım… 

Baş Ucumda Bir Hekim;
Kimdir o! Sanırım Aslan “Ekim”

Anıl Kölmük, Özge Nur Gündoğdu, Tuğba Kuruyemiş SAMSUN İlkadım 56’lar

Düzene girme çabam, hayatımda radikal bir şekilde yapı taşlarını değiştirme isteğimi sanırım perçinliyor. Bu arada Özge hayatıma girmiş, çok kısa süre içerisinde her günümüzü ve saatimizi birlikte geçirecek kadar yaklaşmış ancak ev arkadaşı olmaya karar vermemizden on dakika sonra kavga ederek yollarımızı ayırmıştık. YazBuz adına düzenlediğim kitap kulüpleri ve diğer etkinliklere artık sadece Samsun’dan katılımcılar değil, alternatif bölgelerden insanlar da gelmeye başlamıştı. Bu türde etkinlikler kurarak kendime olan sorumluluklarımı arttırabileceğimi ve daha çok kendime zaman ayıracağımı zannediyordum. Yine yanıldım. Haftada üç gün parti düzenlerken ve insanlarla sürekli olarak kafayı çekerek zamanı duraklatmaya çalışırken kendimi buluyordum. Tam o arada ya da daha öncesinden başlamış da olabilir Gamze’ye senden hoşlanıyorum ama ilişki istemiyorum. Lütfen sana bir şeyler beslememe izin ver diyerek boşaldım. Gariban da benden gelen ne olursa olsun açtı kollarını beklemeye koyuldu. Kitabımın editörlüğünü yapmış olmanın verdiği borç benim üzerime yük yapacağına, ondan daha fazlasını istememe neden olmuş gibi görünüyordu. Tabi ki beklenen oldu, Gamze ile platonik olarak kurduğum duygusallık da benim için bir zarar yarattı. Bunu kelimelerle açıklamak çok zor ama sanırım insanların başarılı olduğu ya da mutlu olduğu konuları kıskanarak ben de katılmaya çalıştım. Artık ben kıskandığım mutlulukları formüllerle tekrar yaşayabileceğimi zannetmekten vazgeçmeliyim diye kendime o yüzden tekrar tekrar telkinde bulundum. 

Anıl Kölmük ve Gamze Batur Bakku Cafe, Samsun Atakum.

Tabi ki Ekim ayının en büyük bombası Sedat’ın düğünüydü. Sedat Samsun Yamaç Paraşütü Spor Kulübü’nden çok sevdiğimiz ve değer verdiğimiz doktor bir arkadaşımız. Görkem yani eşi de kendisi gibi bir sağlıkçı. Düğünleri Samsun’dan farklı kültürlerden birçok insanı bir araya getirmeyi başardı. Onlardan birisi de tabi ki ben ve saz arkadaşlarımdı. Ayşenur, Doğukan, Fernando, Micheal, Erdem ve Metin hoca ile düğünde en havalı ortamı biz oluşturduk. İşin itirafı düğün alkollü değildi ve araçlarda olan alkollerden sık sık içip geri dönmek zorunda kaldık. Yoksa düğün çekilecek çile midir?

Sedat Kurt düğünü ve gözlük camından yansıyan Anıl Kölmük

Sırma Saçlı Kasım,
Kasılır Kasım “Kasım”

Samsun Yazbuz kitap kulübü toplantısı, Anıl Kölmük ve Metin Toprak

Kasım da tabi ki planlarla ve programlarla başlandı. Ajandalar açıldı, saatlik hesaplar yapıldı, uykusuzluk göze alındı, sonra yine bir bardak votka ile bütün tedirginlikler yalan oldu. Kendime karşı tutarsız davrandığım için o kadar çok kızıyordum ki bir türlü bu durumu aşamıyordum. Neyse ki İstanbul’a yine davet edilmiştim. BanaBiEv isminde firma durumu toparlamam için beni yanlarına çağırdılar sosyal medya ve iş düzeni oluşturmamı istiyorlardı. Bana muhtaç kalacak bir insan ne yaşamış olabilir, düşünürken bile deliriyorum. İstanbul’da bu sefer doğrudan kalabileceğim bir adres yoktu hemde üstelik. Sürekli birilerinin evinde kalacaktım ve olabildiğince hızlı hareket sağlamam gerekiyordu. Tüyap Kitap Fuarı’da gündemime girmeyi başarmıştı. İlk imza günümü yapacaktım. Ne karşılığında? 300 TL yayınevine oraya ayak bastı parası vererek. Türkiye’de yayın ve yayıncılığın amına koyayım. 

Anıl Kölmük ve Yağmur Hababam Sınıfı müzesinde.

İstanbul’a gideceğim, sabah saat 06:00’da uçağım var ve benim ne kalacağım yer belli ne de yapacağım eylemler. Geceden sabaha kadar ateş başında içtik. Sonra da beni havaalanına bıraktılar. Sabiha’da indim, direkt otobüse bindim, Kadıköy’e geçtim. Miliç (Terme) kampında tanıştığım Yağmur’un kapısını açtım ve Yağmur’da ben de seni bekliyorum diyerek bana kucak açtı. Peki dinlendim mi? Hayır, önce içtik. Sonra azıcık daha içtik. Sonra dışarı çıktık çok daha fazla içtik. İlk günü atlatmanın heyecanıyla ben de proje sahibi olan çocuklarla görüşmeye gittim. Geri dönüşte de Instagram’dan tanıştığım bir kız ile bir bira içmeye karar verdim. Bilmediğim şey ise ben gittiğimde Yağmur çoktan sarhoştu. On dakika kadar sohbet ettik, beni evine davet etti. Evi tam olarak anlayamamış olacağım ki arabaya bindikten iki saat sonrasında ben de ayılmıştım. Ev Şile’deydi. 

Anıl ve Yağmur İstanbul Şile

Gittiğimde beni bekleyen ortam gayet iyi olmasına karşın geri dönüş yolu İstanbul trafiğiyle de birleşince tam bir ızdıraptı. Tam kronoloji vermekte zorlanacağım ama Samsun’dan görüştüğüm başka bir kız ile daha görüştüm Nişantaşı tarafında. Kızın ev kirası olarak üç bin lira ödemesinin şokunu atlatamadan ikinci günüm zaten orada dolmuştu. İki günden fazla hiçbir adreste kalmama kararım vardı bozulana kadar. 

İmza günüme geçmeden önce bu tatil boyunca bana en garip zamanımı yaşatan insana teşekkür etmek istiyorum. Sevgili Canan sağ olsun inanılmaz bir deneyim yaşattı bana orada bulunduğum her bir saniyede. Beşiktaş da bulunan evini kendi evim gibi hissetmemi sağladı. Ama benim 10 Kasım saat 09:05’de Dolmabahçe Sarayında işim neydi onu halen daha anlamadım. Atatürkçülüğü ve barındırdığı düşüncelere gönülden bağlı biri olarak orada olan simgesel ağlamalar ve reklam kokan hareketler beni başta siyasi olarak Atatürk’ün mirasını elinde tutan kişilere karşı oldukça şüphelendirdi. Bu yazı bir dava ya da linç yazısına dönüşmeden düzeltmek istiyorum, herkes bir bayrağın altında orada fotoğraflar çekinip biz buradayız, siz yoksunuz egosuyla birbirlerine bir şey pazarlama derdine düşmüş gibi hissettirdi bana. Üzüldüm doğrusu.

Zaten orada olduğumdan memnun olmadığım için birkaç dakika sonra da Canan ile tartıştık. 

Akşam imza günüm vardı. Realist bir yapıda bir bok yapamayacağımı biliyordum. Ama kitap fuarına bu kadar az katılım beklemiyordum. Beni hayal kırıklığına uğratan şey çok az insan ile tanışmam oldu. 300 lira da verdiğim para cuk diye içime oturdu. O parayı da ben ödeyemedim, sağ olsun yazar arkadaşım Deniz bana vererek, destek oldu. Ona da ne kadar teşekkür etsem azdır. 

Anıl Kölmük Tüyap İmza Günü 2018 Beylikdüzü İstanbul

Moralim gerçekten darma duman olmuş bir halde Canan’ın evine doğru geri dönüş yoluna koyuldum. Çok geçmeden Canan Beşiktaş’a değil Kadıköy’e gelmemi ve rakı içmemiz gerektiğini söyledi. Hiç tanımadığım doktorlar gurubunun arasında bir anda rakı-balık yapıp sigara içerken kendimi buldum. 

Şimdi bu kadar yaşanmışlığın arasında ekstra bir parantez açmam gereken özel bir kişi daha bulunuyor: Jülide. Bana o kadar güzel ev sahipliği yaptı ki, sanırım en iyi ev sahibim o oldu. Onun evinde iki gün kaldım, iki gün kalmadım sonra gidip iki gün daha kaldım. Bir kez olsun niye gelmedin ya da neden buradasın gibi bir imada bulunmadı. Ayrıca peynir kültürü inanılmaz güçlü. 

Bu kadar yıkama yağlamayı bir anda yapmayalı çok uzun zaman olmuştu. Bünyeme ağır geldi.

“Aralık” Sonu Ocakbaşı

Samsuna döndüm. Tamam iyi bir tatil yaptın dedim kendime. Artık daha fazla partilemek istemediğim konusunda çok açık bir anlaşma yapmıştım benliğimle. YazBuz ekibi ile bir aydır bir araya gelemiyordum ama onları çok özlemiştim. Son bir kez balık yiyelim dedim, Metin Hoca ve Ayşe’yi aradım ve organize ettim Metin hocalarda üçümüz yeriz diye. Sonra neden herkes bize katılmıyor ki diye düşündüm. Ne kadar çok insan bize katılırsa o kadar eğlenceli olabilirdi. Galiba bu şekilde düşündüğüm için hep kaybediyorum (ya da kazanıyorum).

Bu kadar insanı sorunsuz bir araya getirip, farklı kültürlerden parçaları birbirine yaklaştırarak egomu tatmin ettiğimi kabul edeceğim. Ancak yine de tatmin olmuş hissetmiyordum kendimi, arada bir yerde çaktırmadan içtik. Sonra da dedim kendime madem içince iyi hissedebiliriz, o zaman sonuna kadar içelim. Ananemin evinde son partiyi yapalım ve her şeyi kapatalım. Ciddi ciddi rahmetli kadının evine yirmi beş kişiyi bir şekilde topladım. Belki de Samsun’un gördüğü en gereksiz partiyi yaptım. Gecenin bir yarısı Kocadağ’a çıkmamız ise işin en zirve anıydı.

Şu an bütün Whatsapp gruplarını kapattım. Herkesle inceden irtibatımı zayıflattım ve kararlarımı alma aşamasına doğru ilerlemeye çalışıyorum. Ne kadar başarılı olabilirim bilmiyorum, denemekten hiç vazgeçmiyorum. Sadece istikrar, değişim değil, düzen bana gereken şey.

Tags : blogger türkiyeTürkçe Blog yazısı
akol

The author akol

Leave a Response

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.