close
Çığlık resmi kapitalizm

Bu yazı ağırlıklı olarak Hans Freyer’in “Sosyoloji Kuramları Tarihi” kitabındaki Karl Marks’a addedilen bölüm içeriğinden esinlenerek yazılmıştır

Karl Marks dediğimizde aklımızda canlanan onlarca farklı kavram ve bağlantı; mevcut toplumsal yapımızın gelişimiyle şekillenen fikir tekelciliği, basın erişimi, ideolojik gayeler ve en önemlisi okuma eksikliği, nam-ı diğer kulaktan dolma bilgilerle ortaya çıkmaktadır. Marks’a karşı içimizde bulunan şüpheci, bilhassa antipatik yaklaşım, sosyolojik bağlamda bilimsel öğrenim yaklaşımına ağır basmamalıdır. Bu fikir yürütmesi ile makaleye asıl vermek istediğim isim ise şu olmaktadır: “Marksist Teori Eleştirisi Üzerine Gayrı Marksist Eleştiri”.

Marksist teorinin iki önemli yasası olarak, “sermayelerin birikmesi ve belirli ellerde toplanması yasası” ile “sefilleştirme yasası” Freyer’in kitabında gelişigüzel bir biçem ile geçersiz olduğu varımsanmaktadır. İşte Marks’a karşı ilk eleştiriler bu noktalarda başlamaktadır. Öyleyse iki yasayı hem kitapta geçen şekilde ele alalım:

Sermayelerin Birikmesi ve Belirli Ellerde Toplanması Yasası: “İlk makina işletmeleriyle ortaya çıkan rekabet doğrultusunda büyük işletmenin küçük işletmeyi ortadan kaldıracaktır. İlk olarak sanayi el işletmesini, ardından sanayi kendi içindeki işletmeleri ele geçirecek, akabinde ise sermaye ancak belli sayıdaki ellerde toplanacaktır. Sermayedarların sayısı gittikçe azalacak, kudreti de artacaktır. (…) Sınıflar basitleşecek, ara sınıflar taraf seçmek zorunda kalacak ve nihai olarak 2 sınıf kalacaktır.” (syf.87-88)

Kitapta yer alan karşı eleştirilerde, küçük ve orta sanayinin büyük tarafından silinmediği, hele el sanayisinin yıkımdan çok öte olduğu belirtilmektedir. Aynı genel deyişle sınıf tabakalarının ikiye ayrılmadığı; memurluk, şirket çalışanları vb. ile sürdürüldüğü vurgulanmaktadır.

Bu noktada yine Marks’ın, “Her toplumun sınıflaşması iktisadi üretim kaynaklarına bağlıdır.” ilkesine dönmeliyiz. Nitekim mevcut zamandaki dünyamız hem Marks’ın hem de Freyer’in görüşünden farklı görünen bir yöne sapmaktadır, bu dönüşüm ise her daim süregelmektedir. Öyle ki 1930 yılında yazılmış bu kitabın bağlamı da oldukça farklıdır. Öyleyse önü açık olan bu argümanlar sürekli olarak yenilenme gereksinimindedirler. Durum şu ki, işler Marks’ın öngördüğü bir noktaya varmıyor da diyememekteyiz. Fakat sınıflararası sınırlar buğulaştırılmakta, aşırı çeşitlilik ile kavramsallaşma yoluna gidilerek çözümleme zorlu hale gelmektedir. Her ne kadar sınıfların sayısı çok, yahut işçiler her toplumun çoğunluğunu oluşturmasa da, dünyanın ancak şaşırtıcı derecede küçük bir kesiminin neredeyse küresel sermayenin tümüne sahip olduğu da bir gerçektir. Böylece eninde sonunda orta sınıflar bir tarafta bulunmak zorunda kalacaklardır. Endüstri Devrimi çağında nasıl işçiler sermayedarın makinasını kullanıyorsa; günümüzde de doktorlar hastanelerin, bilim adamları kuruluşların, ofis çalışanı şirketlerin makinalarını kullanarak gelir elde etmektedir, makinalar ise nihayetinde sermayedarlara aittir, yahut sermayedarların elinde olacaktır.

Sefilleştirme Kanunu: “Sanayi işletmelerinin sayıları azalacak, insan emeği yerine makina işi kullanıldıkça niteliksiz işçi nitelikli ile aynı işi yapabilecektir. Böylece sanayiye yenilen el sanayisi de buraya katılacaktır. İşçi sayısı artacak, ücretler inecektir.” (syf. 88-89)

Bu konudaki eleştiriler sendikalarından oluşumu ve sanayi ülkelerinde toplumsal destek yasaları çıkarılması üzerine kurulmakta, sanayinin halen nitelikli işçiye ihtiyaç duyduğu belirtilmektedir.

Öyle ki, yine 21. yüzyılın getirilerine bakarak bu durumun farklı olduğunu görmekteyiz. Bu açıdan bakıldığında eleştirilerin Avrupa/Batı merkezli olduğu; Afrika, Asya, Güney Amerika gibi fakir ülkelerin çoğunlukla bulunduğu yerlerde geçerli olmadığı apaçıktır. Refah ülkeleri dışında bu oluşumların etkisi yüksek derecede tartışılır haldedir, yine refah ülkelerindeki sermayesiz el zanaatkarları için söylenebilecek şey ise elit kesime hitap etmedikleri sürece yok olduklarıdır. Fakir ülkelerdeki el zanaatkarlarının varlığı ise büyük şirketlerin insiyatifi elindedir.

Otomasyon ve teknolojinin öngörülemeyen gelişimi nitelikli işçinin de işini elinden almaktadır. Bilişim sayesinde taşıma&ulaşım daha kesin ve güvenilir, fabrika üretimi çok daha az hatalı ve masrafsız, sermayenin aktığı borsa bile neredeyse tümüyle makinalar tarafından işlenmektedir.

İnternet ile büyüyen nesiller olarak topyekûn otomasyona, robotların gerçekliğine tanık olmaktayız. Belki de sınıflar gerçekten de eriyecek, belki de sermaye gerçekten birkaç kişinin elinde kalacaktır. Öyleyse işçi sınıfı diğer sınıfları da kapsayacak mıdır? Robotlar işçi sınıfın yanında mı olacak, yoksa işçiler robotlaşmaya karşı mı olacaktır? Marksist düşünceyi benimseyenler gizli vahşi kapitalizme karşı gelirken teknolojik ilericilik ile karşı karşıya mı olacaktır? Otomasyon üretime tamamen el koyacaksa, üretimde yeri olmayan bir işçi sınıfının gayesi ne olacaktır?

Tags : BilişimeleştiriKapitalizmMarksMarksizmOtosmasyonsosyolojiTeknoloji
Ortaç Oruç

The author Ortaç Oruç

Leave a Response