close

Denemeler

Yazarlarımızın kendi kişisel hayatlarından uyarladıkları hikayeler, deneme yazıları ve alıntı paylaşımları.

Denemeler

Dönemlik “Huzursuzluk”

Karanlıktaki Ağaç

Her zaman, bir imge canlanır gözlerimde. Aldığım nefes, içinde bulunduğum atmosfer, yediğim yemek, algıladığım her şey başka bir evrene aitmiş gibi gelir. Anlamaya çalışırken zamanı kaybederim.

read more
Denemeler

Modern Orgazm: Yetersizlik

Samsun Sanat Evi

Bugün ki yazım için, nasıl bir giriş yapmam gerektiğini çok düşündüm. Alıntı yapmanın işimi basitleştirebileceğini biliyordum, ama alıntı yapacağım eseri seçmek bile büyük bir zahmete dönüştü. Madem öyle diyerek, modern kültürün bizim elimize yüzümüze boşalırken, bizim alkışladığımız bir filmden alıntı yapmamın hiç bir sakıncası olmayacağına kanaat getirdim: Fight Club.

read more
Denemeler

Her Duvara Asılası

Ufukta Gün Batımı

Tam burada başlamıştı hikayen, ya da bitti. Halen daha emin değilsin kendinden ama ol! Olmak zorunda olduğun kişiye ulaş… Gidenler hep oldu hayatında, sorma onlara nereye gittiklerini; Sen onların getirdikleri ile kal. “Her şey iyi olacak” lafının senin için söylenemeyeceğini kabul et. Gülümse kaderine…

read more
Denemeler

Önemsiz Duyuru!

İstanbul Gece Manzarası

Yarın bunu okuyacak insana duyuru;

Bak canım kardeşim, sevgilim, insanım… Sen bunu okuduğuna göre ya yazıma zorla ulaşmış yada arzum ve talebim doğrultusunda okuyorsun. Sıkılma, bunalma sakın ha. Sana beni ya da sana seni anlatma çabası içinde karalamayacağım kağıdımı. Fakat ortam; Benim bunu yazarken alkol ve sigaranın diretmesi ile konu: Aşk, para veyahutta sekse itiliyor. Siktir edelim.

Bugün, şu an bu kalemi elinde tutan ben, az önce iş görüşmesine girip kendini pazarlayan benin aksine sana karşı dürüst yaklaşacağım. Çok değil yine birkaç dakika öncede hayatımın postasını koymuş biriydim. Kulağıma gelen Efe Türküsü buraya yansımayı hak etti şu anda. Konu yine dağıldı…

Misal etrafta herkes biri ile muhatap, kimi sevgilisi, kimi dostu, arkadaşı… Kıymetini bil! Ben sadece sana odaklandım. Garsonun getirdiği gaz ile ikinci birayı söylemem cüzdanım için külfete, benim için keyfe dönüştü.

Konu çok dağıldı bu yalnızlıkta… Haklısın sen de sıkıldın, bir de beni anla ama! Benim için belki de ilk defa fedakarlık yaparak bu saçmalığı okuyorsun. Ben ise ikinci birayı söylemem gerektiğini ancak fark edebiliyorum. Bu garson ama işinin ehli, iki hoş muhabbet, boş bardağı masadan kaldırıp ikinciyi getiriyorum diye bir diretme; Çerez de getir! Sanırım kalkmam gerekiyor, biram bitmek üzere ve garson gözünü masama dikti, üçüncüyü söylersem eve kadar yürümem gerekebilir. Konu mu? Konu buydu sayın okur. Şu an! Hayatımızda var olan bütün ayrıntılara, düne, bugüne, yarına inat! Şu an. Bir daha yaşayamayacak olduğumuz o tatlı, acı yada herhangi bir an!

Yavaştan toparlanırken kalemi cebime, yazımı ise size ulaştırma adına çantama koymak zorundayım. İkinci birayı söylemem hataydı, kabul ediyorum. Laf aramızda, aramız da yaşanan bu etkileşim için değerdi.
Anıl Kölmük
read more
Denemeler

Süzgeçsiz, Demli…

Starbucks Kahvesi ve Sigara

Her kurduğu hayali elin de patlamış birini tanırdım; Onunla yaptığımız uzun sohbetler de bana anlatacağı sürekli yeni hikayeleri olması beni şaşırtırdı. Biraz ondan bahsetmem gerekirse, yaşadıkları anlı-şanlı şeyler değildi, ama onu bitirmeye yetmişti. Ailesi parçalanmış, çoğu arkadaşı tarafından terk edilmiş, sevgilisi cebinde ki paranın gidişiyle birlikte yavaş yavaş kaybolmuştu. Halen daha böyle insanlar maalesef var.

Kendi sessizliğime kaybolduğum Samsun da ki bir yaz gününde, tekrar karşıma çıktı. Garsonun tam o geldiği sırada getirdiği bir bardak çayın güzel bir sohbetin habercisi olduğunu fark ettim. Ona yönelir yönelmez, bana kim olduğumu sordu. Biraz zaman tanı yahu, daha yeni geldin, hoş geldin beş gittin. Soruya odağımı verdiğimde ise biraz afalladım, ona beni tanıdığını anlatmaya çaba gösterdim ama yetmedi. Tekrar sordu “Kim olduğunu biliyor musun?“. Denilecek bir şey kalmayıncaya dek kendimi ifade ettim. Yetmedi! “Sen ne kadar sensin ki? Ailenin seçtiği, onlarında ailelerinin seçtiği bir dine bağlısın… Ahlakın mahalle de öğrendiğin kadar, kültürün televizyonda izlediğinle sınırlı… Yasalardan korkmana bile gerek kalmıyor değil mi? Ama korkuyorsun… Çünkü için de bir de sen varsın… O seni hiç dinleyip kim olduğunu öğrenebildin mi? Bu fedakarlığı hiç yapabildin mi?” Bu kadar ağır bir cevabı siktir ettim, bu kadar olağan dışı bir konu beklemiyordum. Ona biraz daha dikkatli baktığımda sarsılmış olduğunu görmüştüm, ne olduğunu sormama gerek yoktu, olanları zaten biliyordum. Ama bu konu hakkında uzun vakittir düşündüğünü ve ilk üzerine konuştuğu kişinin ben olduğumu hissediyordum…

Söylediklerini düşünüp cevap vermem gerektiğinde haklı yada haksız olduğunu düşünmeden birden kendimi savunmaya başladım… Fikirlerim benim için özeldi, onlar alıntı değillerdi! Ona bunu saatlerce anlatabilirdim ama bir kaç altın cümle ile onun kafasında ki soru işaretlerini kırabileceğimi fark ettim. Çünkü diğer anlatacaklarıma vereceği cevaplar muhakkak vardı; “Dünya üzerinde bulunan insanların çoğu belirli bir dine mensup insanlar, yasalara göre yaşıyor ve olabildiğince standart ve normalleştirilmiş bir hayat tercih ediyorlar. İnsanlar neden mutlu olduklarında kendilerini sorgulasınlar ki?“. Beklediğim tepkiyi vermemişti. Önce biraz benim önümde olan çaya doğru göz dikti, yutkunarak “Sence bütün bu insanların kandırılmış olma olasılığı hiç mi yok? İnsanların mutluluğundan söz ettin, üzüntülerinin sebepleri de bunlar değil mi sence? Savaşın, karşılıklı anlaşmazlığın başlıca sebepleri de bunlardan çıkmıyor mu?“.
Çayımı yudumlayarak tadını ala ala bitirdim. Kalkmak için hazırlık yaparken, oturduğum mekanda duvara asılı olan ayna ile kısa bir saniye için göz göze kaldım. Halen daha anlattıklarını devam ettirirken, ben sükunet ile üzerime montumu giyerek oradan uzaklaştım. Gerçekler mi, huzur mu sorusunun yanıtını çoktan vermiş birine bu tür baskılar kurulmamalı diye hayıflandım.
Anıl Kölmük
read more
Denemeler

Bir Taksim Gecesi

Galata Kulesi Gece Işıkları

Soğuk oldu sanki…
Ama olsun, bahane oluyor içeride ki kalabalıktan kaçmamıza. Baş başa kalmamız için, içtiğim sigarayı öne sürmem hoş bir davranış değil. Hele de sen sigara içmezken; ama elden ne gelir, anın yarattığı fırsatlardan yararlanmam gerekir. Bulunduğumuz teras kaliteli bir mekana ait değil, önemli mi? Bence hayır. Şu an karşımdasın… İstanbul’un ışıkları altında görüyorum böylece yüzünü. Gece mana yüklüyor konuştuğum her bir konuya, sahi ya ne konuşuyorduk? Aşk mı? Para mı? Yalnızlık mı? Siktir et, yine haklısın. Ben bu gecenin bana sunduğundan fazlasını isteyen bir edebiyatçıyım, o da söz de… Fazla mı hızlı gidiyorum acaba! Hayır… Yaptığım tek hata gereğinden fazla dürüst olmam sadece. Dürüstlük neden para etmiyor ki günümüzde? Her ne ise, bu konuyu hatırlattığın iyi oldu, daha sonra üzerine muhakkak konuşalım.

Esen rüzgarı bahane edip, ceplerinde sakladığın ellerini ısıtmayı teklif etmeli miyim? Yine mi sesli düşündüm (sikeyim). Kadın, haklısın! İçimden geçenleri bir daha söyleyemeyeceğim, o yüzden benden korkma. yalnız bir “sözde“ edebiyatçının hayatında, hayallerden fazlası olman beklenmiyor, anla… Ne sevgilim ne de aşkım ol, sadece hayatımda var ol. Arada bahane olsun sözlerime, gözlerin. İçim geçtiğinde, dönecek bir sesin olsun. Karabasanlar geldiğinde, sığınacak bir sen olsun benim için. Bundan fazlasını istemek olsa keşke haddime… Korkuyorum, bir gün elimi tutup gitmenden. daha da korkuncu hiç gelmemenden.

İçeri mi girelim? Tekrar mı karışalım kalabalığa, tekrar mı rol yapayım insanlara, eğlenmediğimiz danslarla. Benden istediğin gerçekten bu mu? İçinde bulunduğum statünün gerektirdiği gibi mi davranmalıyım. Git, gide uzaklaşıyorsun benden. Gözlerini kaçırma taksim’in ışıklarına. Beni tekrar görmeyeceksin belki, duymayacaksın bu kendini bilmezin sözlerini. En azından binerken taksiye, bağışla bir buseni yanağımın kenarına. En azından beni kırmamak için yalan söyledin vedalaşırken, o da bir şey. “ Tekrar görüşürüz “. Taksinin camından arkana bakarsın diye bekledim, ama namussuz taksici arkasında atlı varmış gibi köşeyi döndü.

Soğuk oldu sanki…

Gece sabaha karşı dört olmuş. Vardı ara sokakta bir işkembeci, kokuyu takan bir sen olmadığın sürece…
Anıl Kölmük
read more
Denemeler

Huzur

Yarım yüzlü kadın
Huzur aramaya başladım. Nice ruh perişan oldu benim daha yeni girdiğim bu yolda. Ne zaman başlamıştı ki? Doğru! Bir akşamüstü azizliğinde, gökyüzünden miras kalan semt ışıklarına kaldırmıştım kahvemi. Biten sigarama, sahip olmadığım hayatlara inat.
Koyan bir şeyler vardı… Sırtımda varoluşun yükü, gözümün önünde ise akıp giden hayatımın kırıkları. Diyecek onca şey, alıntı yapacak yüzlerce anı değerini kaybediyor; Zamanın yavaş ama kendinden emin tik-tak’ları arasında.
Ne oldu sahi? Bu kadar depresif olabileceğimiz ne mana yükledik ki bu yaşama. Herkes bizim gibi mi? Gördüğümüz insanlar nasıl mutluluk oyunları oynuyor? Bir demli çaya nasıl bu denli gülümseme ve hayatın iyi yönlerini sıkıştırıyor?

Oysa benim acıdı ya can yerim, işledi bir kere içime. Tek dal sigaradan onlarca medet umdum. Umdukça acıdı, acıdıkça içtim! Benim ne sigaram bitti, ne umudum… bir ömür ilk nefesini, ecel terleri ile verdi bedenimde. Tik-tak tik-tak…. Makber belki aradığım huzurdur.

Anıl Kölmük

read more