close

Blogger

Blogger

Oyuncaklar Otostop ile Mardin’de!

Bülent Eren’in Karesinde Mardin OyuncakRail

Oyuncaklar Otostop ile Mardin’de!

2016 yılı bir çok insan için oldukça kötü anılar ile anılmaktadır. Ülkemizin yaşadığı terör olayları, ekonomimizin kötü gidişi, bir çok terör faaliyeti yüzünden Doğu illerimiz de yaşanan problemler ve daha niceleri… Ancak yılın son zamanlarında, en azından yüzümüzü güldürecek, içimizi ısıtacak bir gelişme yaşanması adına, İzmir’den yola çıkarak Mardinli çocuklar ile buluştuk. Amacımız oldukça basitti; Her çocuğun bir oyuncağı olmalıydı!

Hazırlık Süreci

İlk başta İnterrail ve oraya bağlı olan sayfalarda bir yayın başlatıldı. Amaç ve niyeti ortaya çıkartmak için ilk olarak YardımRail sayfası kullanıldı. Bu süreç içerisinde üzülerek belirtiyorum ki çok fazla yardımım dokunamadı.

Otostop hazırlığı sürdüren gezginler, Bülent Eren’in karesinde. Onur Kaya, Şemsa Aris, Berfin Aras.

İzmir de konu ile ilgili ilk buluşma 25 Ekim de yapıldı. Bu süreçte kimlerin katılacağı ve kimin ne kadar katkı sağlayacağı belirlendi. Benim burada olan temel vasfım fotoğraflanması ve medya için kaynak oluşturulması. Sonrasında bütün ekibin ikişerli olarak ayrılmasında karar verildi. Oyuncaklar her kişinin sırt çantasına alacağı kadar yerleştirildi. Sonrasında saatleri ve yolları ayırarak ilk iş Adana’ya varmak olarak belirlendi. Altı aydır otostop ile seyahatimi sürdürmeme rağmen, benim için en unutulmaz anlar bu otostop maceralarında yaşandığını da söylemem gerekiyor. Ben kendini geliştirmeye çalışan bir sanatçıyım, branş olarak fotoğrafçılığı seçmeme rağmen kendimi geliştirmeye devam etmeye çalışıyordum. Bu projede kendimi geliştirerek, fotoğraflarım ile bu özel anlara tanık olmak istedim.

Mardin’e Varış

Şemsa benim otostop arkadaşım olacaktı, kendisini daha önceden de yakinen tanıdığım için çok pozitif bir enerji ile yola çıktık. İlk otostop başlangıcımız biraz kısa oldu, çünkü ikişer ayrılmamız gerekirken biz dört kişi yola çıktık. Sadece İzmir-Kemalpaşa’ya kadar varabildik. Sonrasında ayrıldık ve yola devam ettik. Adana’ya kadar toplam on bir farklı araç ile ulaşmayı başardık. Otostop boyunca bizim ile birlikte olan insanlar, yani bizi götüren kişiler bizim bütün maliyetlerimi karşıladılar. Yol boyunca cebimizden bir lira çıkmadığını söylesem yeridir. Ancak yol boyunca çok yorulduğum için maalesef birkaç kez araçta sızdığımı itiraf etmem gerekiyor. Kısa süre sonrasında önce Adana’ya oradan da Mardin’e varmış olduk.

Mardin de Oyuncak Rail için konaklama yapılan konak.

Proje kapsamında 1500 oyuncak toplandı ve yaklaşık 100 kişi otostop çekerek bütün oyuncakları Mardin’e ulaştırdı. Mardin’e vardığımda ise yaşadığım anı kelimeler ile ifade etmek benim için çok güç. Kaldığımız yer Mardin’in eski yapıları arasında yer alan bir konaktı. Müthiş bir enerji vardı içerisinde. Tabi şarkılar, türküler eşliğinde ilk gece biraz kısa sürdü. Herkes malum yol yorgunuydu. Mardin’de ertesi gün için planlar yapıldı ilk gece. Herkes için hedef bir bölge ve şehri iyi bilen bir rehber bulundu. Rehberler de yine bizim arkadaşlarımız olan ve bölgeye hakim olan İnterrail üyeleriydi. Benim olduğum grup Kızıltepe’ye geçtik.

Oyuncakların Dağıtımı

20 arkadaş ile, bize tahsis edilen servis aracı ile birlikte Kızıldere’ye ulaştık. Sonrasında elimize aldığımız oyuncaklar ile araçtan çocuklara doğru koştuk. Bu koştuk kelimesini mübalağa ettiğimi düşünmeyin, gerçekten elimize oyuncakları alarak çocukların üzerine koştuk. Çocuklar tamamen şaşkın bir ifade ile bizlere baktılar. Onlara oyuncakları verdiğimizde gerçekten, şaşkın ve kırılgan şekilde kabullenmekte problem yaşadılar. O kadar gururlulardı ki… Her sokağa girdiğimizde, çocuklara sarılıyor ve oyuncakları dağıtıyorduk. Bir arkadaşımız da gitar çalarak bize eşlik ediyor, bu ölümsüz ana müthiş bir katkı sağlıyordu.

Abdulkadir Yazıcı çocuklara ve oyuncaklara sarılırken.

Hayatım boyunca unutmayacağım bir anı yaşıyorum. Çocukların ailelerine ve orada olan yerel halk ile ilgili bilgiler aldık. Yaşadıkları problemlere ve mutluluklara tanık olarak onların kültürlerine adaptasyon yaşamaya çalıştık.

Öğleye doğru, yorulmaya başladık tabi… Sonrasında Mardin merkez de yer alan Karakol meydanına geçerek, 1000’e yakın Suriyeli çocuk ile buluştuk. Akşama doğru da konakladığımız yere geri döndük.

Akşam kaldığımız yere döndüğümüzde, hepimizin suratında hayatımız boyunca ender yaşayabileceğimiz bir gülümseme oluşmuştu. Bunu bir daha yaşayabileceğimi hiç zannetmiyorum. Hepimizin artık ailemize ve çevremize anlatabilecek ölümsüz bir anımız vardı.

Midyat Mülteci Kampı

Ertesi gün Midyat da olan mülteci kampına geçmek hedefimizdi. Gün içerisinde yaşadığımız tecrübeleri geceden birbirimize anlatarak bu konuda hazırlık yaptık.

Bülent Eren’in karesinden, Mardin Oyuncak Rail.

Oraya ulaştığımızda gördüğümüz tablo oldukça kötüydü. Biz de orada olan atmosferi yükseltmek için elimizden geldiğince şarkılar ve oyuncaklar eşliğinde onlara bir günlüğüne bir mutluluk vermeye çalıştık. Şimdilik anlatacaklarım bunlar, sizi çektiğim fotoğraflar ile baş başa bırakıyorum.

Bülent Eren’in karesinden, Mardin Oyuncak Rail. Dilara Ömer, Ömer Şık, Halil Çiftsüren
Bülent Eren’in karesinden, Mardin Oyuncak Rail. Bir çocuk yüzüne boya ile kedi çizilmiş.

Bülent Eren
fb.com/blnteren
instagram.com/travelerphotographer

read more
Blogger

Samsundan Ankara’ya Otostop İle Seyahat

Ankara Otostop Gezginleri

Ankara Seyahati

Gürcistan’dan geri döndükten sonra yol güzergahımızı belirlemek konusunda biraz problem yaşadık. Ama her koşulda ilk olarak gitmemiz gereken adres Ankara idi. Biz de bunun bilinci ile akşam saatlerinde Selahiye mahallesinde olan babaannemin evinden karnımızı doyurmuş şekilde Samsun otogara doğru yürümeye başladık. Benim sırtımda 34 kilo, Kelsey’in sırtında ise 18 kiloluk yük ile birkaç kilometre bayır çıktıktan sonra ikimiz de akşam sıcağında kan ter içinde kalmıştık.

Samsun – Ankara Otostopu

Samsun’dan Ankara’ya otostop çekmek için Bülent Eren’den taktikleri aldık. Otogar yolunun biraz daha ilerisinde otostop çekmeye başlayacaktık. Aman yarappi! O da nesi: Bir yağmur yağmaya başladı bunu kelimeler ile anlatmak çok güç. Hani bardaktan boşalırcasına yağar derler ya, bunu gerçekten yaşadık. Çantalarımız su alır mı almaz mı sorunsalı ile de karşı karşıya kaldık hemen. Sığınabildiğimiz ilk kapalı yere girdik, oradan elimizi uzatıyoruz birinin durmasını umarak. Fakat hem hava karanlık hem de beklediğimiz yerde araçlar tarafından görüşümüz oldukça düşüktü. Fakat yine mucize gerçekleşti, birkaç dakika içerisinde bir araç durdu: “Gençler nereye?” diye bir kafa çıktı araçtan. Tofaşın bilmediğim bir kuşunu simgeleyen beyaz araçta iki kişi, Tokat yoluna doğru ilerliyorlarmış. Ankara yolu da aynı güzergahta olduğu için gittiğimiz kardır diyerek bindik arabaya. Ama Ankara yolundan Tokat yoluna giriş, iki tünelin arasında ışık olmayan bir yolun içinde. İşte o an dedim sıçtığımız an, kimse bizi buradan almaz diye. Etraftan da hayvan sesleri geliyor, dedim çadır kuralım çünkü durmaya çalışan araç bile durmaya yer bulamıyor, olduğumuz yerden de iki tünel arasında olduğu için hareket edemiyoruz. Ve mucize tekrar kendini gösterdi; bir kamyonet bir şekilde durdu. Adamın aslen Ünye’li olduğunu ve bizim köyden olduğunu öğrenmem de ayrı mucizelerdi.

Anıl Kölmük, Kelsey Reinertson
Kelsey ve Anıl Otostop ile Gezerken. Ankara.

Ankara’ya bir şekilde vardık sonrasında da tabi gidecek bir yer ya da yanaşacak bir arkadaş arayışına geçtik. Orada olan arkadaşlarımdan Çağdaş Kurt o gün müsait olmadığından biz de alternatiflere yöneldik. O gün ki Ankara sıcağı hakkında söylenecek çok söz olsa da kısa sürede Furkan Yazıcı bana evini açtı. Kendisi benim eski kız arkadaşım Ayşenaz Sönmez’in yakın bir arkadaşıydı, sağ olsun Ayşenaz ile ayrılmama rağmen bir kez bile bana karşı ön yargıda bulunmadı. Kelsey ile de zaten onun evine gitmem ayrı bir ironiydi, fakat hiçbir sorun yapmadı. Gittik evine, biraz uyuduk, dinlendik, duşlarımızı aldık Kızılay tarafına doğru yürüdük.

Kızılay da hayatımı değiştiren bir başka insan ile birkaç dakika sonrasında bir araya geldik Onur Kaya. İnterrail Türkiye ve Otostop Türkiye sayfalarını Facebooktan takip edenler kendisini yakından tanır. Türkiye de ki bütün illeri otostop ile gezmiştir kendisi. Gündelik olarak girdiği Ankara da bir tavuk lokantasında bizi misafir etti, ısmarlar diye çok bekledim ama ısmarlamadı hiçbir şey. Acısı ile tatlısı ile Ankara da iki gün dinlendik ve asıl güzergahımızı seçmeye başladık. Peki sırada neresi vardı? Biri oradan Kapadokya mı dedi?

read more
Blogger

Yeni, Yine, Yeniden Batumi Gezisi

Batum Gezisi

Malum doğum günüm yaşandı ve bitti. Ancak önemli olan öncesinde olan hazırlıktı. Doğum günüm için Seval ile Kasım ayı civarında buluşup, buluşamayacağımız hakkında konuştuk. Sağ olsun kırmadı beni Hollanda’dan gelmeyi teklif etti. Ama bildiğiniz gibi ülkemizde yaşanan terör olayları ve gündemin yoğunluğu nedeniyle hem yıl başı hem de doğum günüm için düşündüğümüz etkinlik için Türkiye çok uygun bir yer değildi. Biz de fikrimizi değiştirerek, daha önce Kelsey ile birlikte seyahat ettiğimiz Batum da etkinliği yapabileceğimize karar verdik. Bu arada fark etmişsinizdir ben yılbaşı çıkışlıyım. Velhasıl nasıl yapalım, nasıl edelim diye tartıştık durduk. Sonunda çekirdek kadroyu belirledik, plan, etkinlik, müze ya da hangi partilere gideriz hiç düşünmedik. Onlar bana güveniyordu ama ben geçen sefer Batum da bunları yaşamaya hiç fırsat bulamadım ki… Bu sefer de bulamayacağımdan emin bir şekilde gidiyordum. Neden Batum sorusu o gün de kafamı kurcaladı bugün de kurcaladı… Tabi Seval sadece üç-dört gün için gelmesi uçak biletine değmeyeceği için biz bir hafta minimum kalırız diye plan yaptık. Batum sorusunun yanıtı da aslında derinlerde… Ben bildiğiniz üzere Kelsey ile Batum da evlenmiştim (Paralel Evren Senaryoları: Bir Türk Bir Amerikalı ile Batum da Evlenebilir), sonrasında da orada olan vaftiz aileme orada olmak için söz verdim.

Kadromuz aslında oldukça sıra dışı kimlikli kişilerden oluşmaktaydı. Caner Soylu, konuşma bozukluğu ve sosyal sorumlulukları olmayan bir illüstratör. Onun ile Mert Volkan Gün isminde Samsun Kent Haber’in sorumluluğunu omuzlarında taşıyan bir arkadaşım aracılığı ile tanıştım. Yazmayı planladığım çocuk kitabına destek olabileceğini ifade etmişti.

Ekimizin diğer bir üyesi de Kadir Mert. Kadir ile dostluğumuz aslında birkaç ay öncesine dayanmakta. Kadir, sahibi olduğu OmuSozluk.com aracılığı ile tanıştık. Site içerisinde benim kadar onu tehdit eden olmamıştır sanırım. Ama bu tabi ki güzel bir dostluğun habercisi oldu. Kadir’in yazılımcı kimliği sayesinde hatta size şu an sesimi duyurduğum YazBuz.com’un temelleri de onun alın teri ile atıldı.

Seval ise benim yumuşak karnım, zayıf noktam, hayatımda ki değişmeyen tek yapı taşı. Seval ile üç yıl önce İstanbul Beşiktaş da çalıştığım spor salonuna gelmesi ile tanıştık. Kendisi Bahçeşehir Üniversitesinin, değişim öğrencisiydi. O zamanlarda dostluğumuz gelişti, sonrasında benim için iki kez daha Türkiye’ye geldi.

Aralık 25 olduğunda Kadir’in arabasında yola çıktık. Seval 26 Aralık da Batum Uluslararası Hava Alanına iniş yapacaktı. Onun için bir gün erken gitmenin faydalı olabileceğine kanaat getirdik. Sabah saat 7 gibi yola çıktık, yola çıkarken tabi benim unutkanlık yine üzerimde, çocuklar bana para veriyor puaça almam için. Fırına gidiyorum puaça almadan dönüyorum “Ne Aldın?” diye soruyorlar. “Islak mendil ve su”.

Yola çıkmamızdan bir saat sonrasında küçük bir sürpriz yaptı Kadir. Caner tabi arkada çoktan sızdı, co-pilotluk görevini ben üstleniyorum. Saat 14:30 civarında Sarp Sınır Kapısında olmayı başardık. Araç kuyruğu yaklaşık iki saat sürdü, bilmeyenler için araçlar içerisinde sadece araç sahipleri geçebilir diğer kişiler mutlaka yürüyerek geçmeleri gerekmektedir. Biz de öyle Caner ile birlikte Kadirin bekleyen konvoyun sonuna ulaşmasını bekledik ve sonra ayrıldık. Ben girişte olan Polis memuruna kimliği ve geçiş belgesini uzattım. Adam yüzüme baktı, evrak eksik dedi. Ne saçmalıyor diye “Anlamadım” dedim. “Annen ya da baban devlet memuru, çalışan kişinin kurumundan izin almadan yurt dışına çıkman yasak” dendi. Caner o an geri dönmek için adım attı, ama benim aklım Seval’deydi. Bir gün sonra uçaktan inecekti, onu Kadir ve Caner’in karşılaması gerekiyordu. Caner’e geçmesini söyledim, Kadir’e de gerekli talimatları verdim ve Sarp Sınır Kapısında tabiri caizse mal gibi kaldım. Annemi aradım, sağ olsun ertesi gün sabahtan kuruma ulaşmaktan başka şansının olmadığını öğrendik falan.

O gece kalacak ne yerim ne de bütçem de bunun için ayırabilecek ekstra bir yer vardı. Ben de yüreğimin sesini dinleyerek Artvin Kemalpaşa ilçesi yerine Hopa ilçesine ilerledim. Hopa da bir cafeye geçerek önce ısındım sonrasında da İnterrail Türkiye ve CouchSurfing de araştırma yapmaya başladım. Metin Toprak isminde çok saydığım ve sevdiğim bir Edebiyat öğretmenimiz var, yaşanan soruna karşı çok duyarlı yaklaştı sağ olsun. Hemen elinden geleni yaptı, bizi bir iki öğretmen arkadaşı ile irtibata soktu sonrasında da kalacak yer sorunu çözüldü.

Batum’a Geçiş

Ertesi gün bir şekilde Batum’a geçeceğimi bildiğimden rahat uyudum. Sabah hızlı bir şekilde Sarp’a yöneldim ve annemin faks yolu ile gönderdiği evrakların rahatlığı ile sınıra geçtim. Farklı bir Polis Memuru arkadaş bu sefer karşıladı, ekstra olarak benden pasaport da göstermemi istedi bu sefer. Annem memur olmasına rağmen bende Bordo pasaport bulunmaktaydı. Ama ben geçen yaz Kelsey ile gezerken sakladığım hatıra eşyaları bu pasaportun içerisindeydi. Ve içinde bir dolar da bulunmaktaydı. Ben de dikkatli olmasını içinde evrak olduğunu söyledim, adam gördü bir doları benim başımdan aşağı kaynar sular indi. Adam apar topar birkaç yere telefon açtı, arkama silahlı polisler geçti. Ben dedim şimdi boku yedin Anıl, bunu nasıl açıklayacaksın (Bilmeyenler için bir dolar FETÖ ile ilişkilendirilmiş bir paradır. Kendi aralarında bu şekilde etkileşim kurdukları söylenir). Ben korku ile beklerken polis memuru karşısındakinin mağduriyetini anlamak için hiçbir atakta bulunmadı. Biraz hır, biraz gür, biraz da neden geçtiğimi ve orada beni neyin beklediğini aktardıktan sonra geçtim. Sırf yolculuk öyküleri ile sekiz yüz kelimeyi tükettim. Ancak bana ölümsüz hatıra duygularını yaşatacak olanlar da gidişte yaşadıklarımdı.

Merhaba Batum!

Gitmem gereken yeri bilmenin rahatlığı ile elim ile koymuş gibi Kadir ve Caner’e ulaştım. Gittikten sadece yarım saat sonrasında Kadir ile birlikte Seval’i hava alanından almaya gittik. “Buluştuk sonunda!” dedim. Tabi ilk gün benim yol yorgunluğum ve orada olan vaftiz ailem ile görüşmem ile gitti. Ertesi gün şehirde gezmeye başladıktan sonra her sokakta her mekan da Kelsey ile küçük de olsa bir anım olduğunu fark ettim. İçimi deşen asıl kısım bu oldu sanırım. Ama bu seyahatin en güzel kısımlarından biri Seval ve Kadirin duygusal birliktelikleri oldu. Bu Haziran da onlar tekrar bir araya gelmek için sözleştiler. Böyle bir şeye aracı olduğum için çok mutluyum.

Daha fazla uzatmak istesem de sizin de vaktiniz olduğunu varsaymak istiyorum ve daha bir çok fotoğraf mevcut. Bu yaz Arjantin de görüşmek üzere….

Batum Sahilinde Selfie; Anıl Kölmük, Seval Özdemir, Kadir Mert
Batum Sahili
Batum Meydanında Yılbaşı Selfie; Anıl Kölmük, Seval Özdemir, Kadir Mert
Batum Yılbaşı Partisi, Batum Meydanı
Batum Surf Hostel Önünde Selfie: Anıl Kölmük, Seval Özdemir, Kadir Mert
Batum Surf Hostel
Batum Piazza Restoran Önünde Selfie: Anıl Kölmük, Seval Özdemir, Kadir Mert
Batum Piazza, Restoran İçerisi
Batum Piazza Restoran Selfie: Anıl Kölmük, Seval Özdemir, Kadir Mert
Batum Piazza, Restoran İçerisinde Selfie
Batumi Piazza
Batum Piazza

 

read more
Blogger

Paralel Evren Senaryoları: Bir Türk Bir Amerikalı ile Batum da Evlenebilir

Anıl Kelsey Batum Düğün

Yazıya ve yaşadıklarımızın ayrıntısına geçmeden önce, yaşananları tekrar hatırlatmakta fayda görüyorum. Kelsey, kardeşim Efe’nin rahatsızlığı ile ilgili bana ve aileme destek vermek için Haziran ayında Washington’dan Samsun’a geldi. Bu süre zarfında kardeşimin hastalığı (miopati)’nın beklediğimiz gibi olmadığını sadece skolyoz olduğunu öğrendik.

Bugün mutlu günümüz!!!

Anil Kölmük paylaştı: 28 Haziran 2016 Salı

Kelsey’in dönüş bileti yaklaşık iki buçuk ay sonrasındaydı ve bütçemiz kısıtlıydı. Yapılabilecek çok fazla seçenek yok gibi duruyordu. Ya bütçemiz ile ilgili bir bölge seçecek ve orada tatil yapacaktık ya da sürekli hareket edecektik. Recep isminde yılların eskitemediği bir dostum var, o bana Interrail Türkiye’den biraz bahsetti. Otostop olayları ve çadır kültürü bana çok uzak kavramlardı. Ama beni bu konuda teşvik etmeye çalışan insan sayısı hiç de az değildi. Ben de biraz mecburiyet biraz da bütçe sıkıntılarından dolayı, Kelsey’e bu konuyu açtım. O da kabul etti, biz de soluğu Decathlon da aldık. Kadir isminde internet siteleri ile haşir neşir olan paraşütçü bir arkadaşım var, bana 70-80 liralık bir çadırın fazlası ile işimi göreceğinden bahsetti. Uyku tulumu yerine iyi birer mat ve bir pikenin ikimiz için yeterli olacağını söyledi, dediği gibi de oldu zaten. Hazırlıklarımızı yaptık, gezintiye hazır şekilde kanımız kaynıyordu. Bu sırada nedenini hatırlamadığım bir nedenden ötürü, Kurupelit sahilinde Kelsey ile dolaşıyorduk. Sahi ya nedendi? O sırada sırtınca çadır, mat ve güzel bir çantası olan birini gördük. İsmi Çağdaş’tı, Ankara da Tarih okuyordu.

Çağdaş, Bülent, Anıl, Kelsey
Samsun Kitap Cafe; Bülent Eren, Çağdaş Kurt, Aleyna Aydın, Kelsey, Anıl Kölmük, Oğuz Ulusoy

Kelsey benim yanımda iyi Türkçe öğrenmeyi başarmıştı bu arada ve ona direk şunu sordu “İsmin Çağdaş ama sen Tarih öğrencisisin. İronik…”. Garip bir andı… Çağdaş bizi Bülent ile tanıştırdı gecenin devamında, o da eski Interrail Samsun koçuymuş sanırım. Emin olamadım. Sonrasında olaylar hızlı gelişti, Bülent’i bizim ile Batum’a gelmesi konusunda ikna ettim. Sonra ailesi ile konuştum ve seyahatimiz hemen başladı. Beklediğimizden daha hızlıydı…

İlk Otostop

İlk otostop maceramız için Samsun Belediye Evleri sapağından Trabzon tarafına giden güzergahı kullandık. Kelsey 1.80 civarında turuncu saçlı bir kız. Ben 1.90 sarışınım, Bülent de 1.80 ve uzun saçlı ve kıvırcık biri. Ekip tamamen turist görünümündeydi. Otostop çekenler daha önce bilirler, Türk görüntüsü otostop için biraz zarardır. Bunu tabi ki çok sonradan öğrendim. Bülent bize direkt, çok beklemeyeceğiz. Daha önce okuduğunuz her şeyi unutun, en fazla on dakika dedi. Dediği gibi de oldu. İlkay isminde ismini veremeyeceğim bir mağazanın Karadeniz bölge müdürü bizi hemen aldı. Trabzon’a kadar tek atış!

Anıl Kölmük, Kelsey Reinertson
Samsun Trabzon Yolu, Otostop ile seyahat

Sohbet falan derken biz akşam vaktinde Trabzon’da olmayı başardık. Ne yapalım falan diyorduk, tabi biz Bülent’i iyi tanımıyoruz o da bizi iyi tanımıyor. Kamp yapalım, bizim planımız gündüz Trabzon da biraz gezmek, Kelsey’e şehrin güzelliklerini göstermek. Tamam dedik, şehrin girişinde olduğumuzdan Bülent’in aklına uyduk, şehrin diğer tarafında olan kumsal alanına giderek kamp yapmaya karar verdik. Bir ince de tabi açlık başladı, ben tabi ağır şekilde bütçe hesapları yapıyorum. Dedim nesfit’e kitlen yanına da patates alalım ateş yakarız, şişeriz falan. Tamam dedi herkes. Bir de kavunlu şarap aldık. Başladık yine otostopa. Bu sefer biraz daha fazla bekledik, sanırım altı belki de yedi dakika kadar. Levent isminde bir abimiz bizi karşıladı orada. Kendisi Trabzon da bir Tekel bayi işletiyordu. Bizi güzel bir kamp alanına götürdü, fiyatta anlaşamadık, sonra kendi yazlığının olduğu bir ada kısmına götürdü. Orası işte cennet gibiydi.

Trabzon Kamp Alanı
Trabzon Kamp Alanı

Geceyi ateş yakarak, şarap içerek geçirdik. Levent daha önce yurt dışı görmüş ve kültürlü bir insandı, ben Bülent ile sohbete daldığımda o da Levent ile sohbet ediyordu. Gece iyiydi doğrusu…

Sabah olduğunda ne yapacağımız hakkında hiçbir soru işareti yoktu, deniz çok güzeldi. Sabahın ilk ışıklarında dalgasız suya ilk dalan Bülent olmuştu. Onun sesini duyan ben, daha fazla duramadım çadırın içinde. Hemen giydiğim gibi mayomu atladım Bülent’in peşine. Ama çadırların sabah güneşine karşı havasız kalmasına karşı hiçbir çözüm üretemedim. Bakın o kadar kişi ile konuştum bunun çözümü yok mu diye, yok abi yok. Ölüm ya…

Kelsey ve Anıl Trabzon
Kelsey ve Anıl Trabzon

Kalktık ettik derken otostopa devam edeceğiz tabi… Nereye, nereye? Mantıklısı Trabzon’a dönmek diye geçiriyorum ben içimden, Bülent dedi Rize Rafting falan… Olabilir dedim. Başladık otostopa, pat Gürcü plaka bir araç durdu. Nereye diyorum, Türk zannettim adamları. “I dont speak Turkish” dediler. Döndüm, ikisinin gözünde de, hadi Gürcistan’a gidelim ışığını gördüm. Durmak yok dedim, yola devam (ironi).

Sarp sınır kapısının olayını bilmiyoruz ya biz, Gürcüler ile gittik. Adamlar tecrübeli tabi, araba ile orada iki saat kadar bekleyeceğimizi biliyorlar. Gittik kimlikleri verip on beş lira ile giriş izni aldık falan. Sonra geçiş yaptık, ki geçmek ölüm gibiydi. O ne kalabalıktır! Kavga, dövüş, hır, gür derken biz geçtik bir şekilde karşıya. Adam bizi bırakmıştır zannediyorum ben, bırakmamış beklemiş bizi geçtiği yerde. Ben daha var zannediyorum Batum’a. Yirmi dakika Sarp Sınır Kapısı ile Batum arasında ki mesafe. Bir de aklınızda bulunsun geçer geçmez hemen para bozdurmayın. Şehir merkezinde daha iyi fiyata bozduruluyor.

Batum’a geldik karınlar aç, ben daha önce Kelsey ile yaptığım bir şeyi yaparak, kalbimin beni götürdüğü yere gitmeye karar verdim. Eski seferlerde hep şansım yüzüme gülmüştü, bu kez de güler diye düşünerek, Donnie Darko’nun içinden çıkan beyaz halkayı takip ettiği gibi ben de içimden gelen yolu takip ettim. Yemek için bana göre orta kalite ama Gürcistan için lüks sayılabilecek bir mekana gelmişiz. Tabi dil Gürcüce, çalışanlar ne Türkçe ne de İngilizce biliyor. O sırada Kelsey’in Rusça bilmesi bir ince hayat kurtardı ama yetmedi. Rusçaları da çok kötüydü. Biz de fiyatlara bakarak endeks yapıyoruz, şu ucuzsa kötüdür, bu pahalıysa güzeldir diye.

Gürcistan Garip Salata
Gürcistan Garip Salata
Gürcistan Lokanta
Gürcistan Lokanta

Denedik işte karışık birkaç şey. Salata geldi önce, ben dedim yemek öncesi sunulan salata herhalde, yok abi saf gibi onu sipariş etmişim ilk. Doyduk ya bir şekilde. Alkol fiyatlarına hızlı şekilde aldanıp birkaç birayı orada götürdüm tabi. Ama bünyeden bünyeye alkolün yarattığı etki değişir bilirsiniz, bana öyle çok kafa yapmaz alkol. Nedenini bilmiyorum ama benim sindirim sistemimi çalıştırıyor. Can sıkıcı bir durum.

Kelsey ile benim ortak tutkumuz sanırım duş almak konusunda ki sevdamız. Bülent pek bizim gibi sayılmaz (küfür etme yazıyı okurken Bülo J), biz bir gece Hostel de kalalım temizlenelim, güzel bir şekilde yola çıkalım dedik araştırmaya başlayacağız. O sırada tabi benim mide bozuldu. Kelsey tek başına Hostel arıyor, Bülent bir cafe de eşyalara bakıyor, ben Gürcü tuvaletinde taharet musluğu arıyorum! Neyse Kelsey tabi buldu birkaç yer. Gittik sonra beraber. Fiyatta pazarlık yaparken, babam bana Gürcü soy ismimizi söylemişti, bunu orada kullanmaya başladım. Bu arada baba tarafım Gürcistan göçmeni benim. Babaanne tarafından İnaşvili, dede tarafından da Gogodize soy ismini taşıyormuşuz. Tabi ben başladım İngilizce hayat hikayemi anlatmaya, “Benim ailem Gürcistan göçmeni, biz savaştan kaçıp Türkiye’ye gitmişiz. Biz İnaşvili ve Gogodize soyundanız”, adam bir saniye için gözü parladı. “Im too Inashvili” dedi. Lan dedim akraba çıktı herif bak sen olaya.

Friendly Hostel Batum
Friendly Hostel Batum

Gürcü insanları gerçekten Türklerden çok soğumuşlar bunu gördüm orada. Bu insanlara güzel davrandığınızda da size kat ve kat güzel davranıyorlar. Varlığından haberi olmadığı bir akrabasına o kadar güzel bir ağırlama yaptı ki, bunu kelimeler ile anlatmak gerçekten çok güç. İki gece kaldıktan sonra biz ayıp olmasın diye ayrıldık ve bir akşam kamp yaptık sahilde olan küçük bir ormanlıkta, ama sonra yine geri dönmek istedim ben. Sağ olsunlar çok iyi davrandılar ve o gece bizim için gerçekten büyük bir şölen hazırladılar. O gece herkes için duygu yüklüydü, ağladık, sarıldık, daha çok birbirimizi açtık. Kelsey bile bu duygu yüküne dayanamadı, gözleri doldu…

Adam açıkça bana şunu sordu “Benim oğlum olur musun?” dedi. “Tamam” dedim. O an çok duygusaldı ve çok ileri gidemedim, alkol tabi hırla ilerliyor. Sonra dedi ki “Ben sizi bu kız ile evlendirmek istiyorum”. Bir saniye için ayılıp durum analizi yapmam gerekirdi, yapmadım. Tamam dedim. Kafam ölümüne güzeldi, ve fazla gaza geldiğimi kabul ediyorum.

Sabah oldu tabi kapı falan çalıyor, ben hiçbir şeyi hatırlamıyorum. Adam beni ve Kelsey’i kolumuzdan tuttuğu gibi bir yere götürdü. Bana kıyafet denettiriyor, Kelsey’e gelinlik denettiriyor. Hassiktir olacak galiba dedim. İçime doğru nasıl sıçılır o an yaşadım. Aynı duyguları Kelsey de yaşıyormuş, tabi ben bu empatiyi kurmaktan çok uzağım. O gece de Bülent Türkiye İnterrail’den gelen başka otostopçular ile buluştular. Sabah düğün var falan diye adamlar haber vermişler, hepsi birlikte gelmişler. Noluyor lan!!

Ben Gürcistan resmi kıyafetinde bir damatlık giydim, Kelsey de Ortodoks Kilisesinde evliliğe uygun bir gelinlik giydi. Ya diyorum ben filmdeyim de hangi film. Kesin rüya bu, yemez yani bu kadar dengesizlik bir arada olamaz. Sonra Batum’dan yaklaşık 5-7 km uzaklıkta olan bir dağ köyüne gittik. Kışın oraya çıkmak mümkün değildir eminim. Orada bir Kiliseye gittik. Papaz bana direkt soyun dedi. Noluyor demeye kalmadan Papaz eline makası aldı. “HOP! Ben bir kez oldum sünnet, bu bütün dinler için ortak sayılsın!” dedim. Herkes güldü, meğerse saçımdan biraz kesilmesi gerekiyormuş. Sonra vaftiz edildim, evlendirildim. Garipti…

Anıl Kelsey Batum Düğün
Anıl Kelsey Batum Düğün
Anıl Kelsey Batum Düğün
Anıl Kölmük, Kelsey Reinertson Batum kilise düğünü sırasında fotoğraf.
Anıl Kölmük, Kelsey Reinertson Batum kilise düğünü sırasında fotoğraf.
Anıl Kelsey Batum Düğün
Anıl Kelsey Batum Düğün
Anıl Kelsey Batum Düğün
Anıl Kelsey Batum Düğün
Anıl Kelsey Batum Düğün
Anıl Kelsey Batum Düğün
Anıl Kelsey Batum Düğün
Anıl Kelsey Batum Düğün
Anıl Kelsey Batum Düğün
Anıl Kelsey Batum Düğün
Anıl Kelsey Batum Düğün

Size Batum’un şehir merkezi hakkında hiçbir şey anlatmadığımın farkındayım. Ama bu da başka bir günün konusu olsun.

read more
Blogger

Merhaba Ben Anıl, Kelsey İle Dünyayı Geziyorum

Merhaba Ben Anıl bu da Kelsey

Merhabalar! Ben Anıl, daha önce yazılarımı merhababenanil.blogspot.com.tr üzerinden paylaşıyordum. Kelsey ile Türkiye’yi otostop ile gezmiş ve şimdi yaşananlar hakkında merak edilenleri paylaşmak üzere bu yazı dizisini paylaşmaya karar verdim. Öncelikle tarih aralığını bilmeyenler için söyleyeyim, Haziran 10 civarında yola çıktık ve Ağustos 11 de tamamladık. Bu süre zarfında üç farklı ülkeye ayak bastık, yirmiden fazla şehirde konaklama şansımız oldu. Özellikle size yaşadığım zorlukları ve problemleri anlatmak niyetinde değilim. Sadece yapmak için cesaret toplayamadığınız şeyi denemeniz gerektiğini söylüyorum. Çünkü kız arkadaşım Kelsey, bu konuda fazlasıyla beni destekledi. Ondan aldığım güç ile birlikte ikimiz sırt çantalarımızı, çadırımızı, matlarımızı sırtımıza takarak yola çıktık. İyisi, kötüsü, kavgası, barışı derken başardık! Ve dürüst konuşursak, hayatımda unutamayacağım bir tecrübe kazandım. Unutamayacağım dostluklar elde ettim. Dahası mı? Dahası için de zamana ihtiyaç var… Zaman ile tek tek size bu tecrübelerim hakkında küçük kesitler paylaşmak niyetindeyim. Paylaşım yaptığım sitenin formatı normal de bilgi paylaşımı üzerine olmasına karşın, çok fazla yaptığım seyahat ile soru geldiği için bu paylaşımı yapmayı da zorunlu hissediyorum…

“Anıl ve Kelsey” Kimdir?
Ben Anıl, bir yazarım. “İyi yazar mıyım?” bunun kararını siz değerli okuyucularıma bırakıyorum. Sosyoloji öğrencisiyim birkaç yıldır, ondan önce Mekatronik mühendisliği, ondan daha da önce Resim öğrencisiydim. Üç üniversiteden daha birini bitirmek mümkün olamadı, ben de çok kasmadım. Steve Jobs bıraktıysa, Mark Zükenberk (ironi) bıraktıysa ben de bırakırım dedim. Tabi onların bıraktığı okullar ile benim bıraktığım okul arasında dağlar kadar fark var, farkındayım.

Kelsey ise, Romanya asıllı bir Amerikalı. Kendisi ile iki yıl önce Boğaziçi Üniversitesinde tanıştık. O Türkçe eğitimi almak için buraya gelmişti ve o geldikten bir ay sonrasında tanışmıştık. Ben gerçekten onu kaybetmek istememiştim ve o da bunu hissettiği için şimdiye kadar sekiz kez Türkiye’ye geldi. Yedi de olabilir emin değilim… Washington da bir üniversite de öğrenciliğini sürdürürken aynı zamanda bana katlanıyor. Zor bir hayatı olduğu aşikar.

Yeni Rota Nereye?
Yeni rota yüksek ihtimal Kolombiya ya da Arjantin olacak gibi durmakta. Gerçek hedefim buradan Asya’ya kadar otostop yolu ile Uzak Doğu’ya yani Japonya’ya ulaşmak niyetindeydim. Ancak son olaylar ve özellikle farklı kültürler konusunda olan ikimizin de bastırılamayan merakı bizi bu konuda itiyor. Kelsey daha önce İspanya, Kosta Rika, Romanya, İngiltere, Fransa, Almanya, Meksika, Bulgaristan, Gürcistan, Kıbrıs, Sırbistan, Yunanistan’ı görme şansını yakaladı. Ben ise Türkiye, Gürcistan, Kıbrıs, Azerbaycan’ı görmek ile yetindim. Şartlar diyelim. Ben sadece İngilizce, Türkçe ve temel olarak Gürcüce konuşabiliyorum. Kelsey İngilizce, Türkçe, İspanyolca, Fransızca, Rumence, Rusça konuşabiliyor (Sorun eğitim sisteminde, rahat olun).

Bir sonraki yazımda Batum tatilimizi ve yaşananları anlatacağım. Sevgi ile kalın!

Kordon
İzmir
read more
1 2
Page 2 of 2