close
İdam cezası

Son günlerde artan kadın cinayetleri ve çocuk istismarları ile tekrar gündeme gelen idam isteği için, bunu artık açıklamayı üzücü de bulsam, ne yazık ki yazmak zorunda hissettim kendimi. Bu yanlış düşüncenin en okumuş, en aydın insanlar tarafından bile savunulmaya başlanması toplumsal çöküşün gözle görülür bir delili olsa gerek.

Ölüm cezası, zayıf bir devletin kuvvet gösterisidir. Devlet, öldürmekten başka bir şekilde suçu önleyemediğini her infazda itiraf etmiş demektir.”

İnfazın yanlışlığını açıklamaya çalışmaktan önce, Türkiye’de ve dünyada durum neymiş, bu işin tarihi ve hakikaten de şu çok sevilen sözde caydırıcılıkta ne konumdaymış bir bakmak gerekir. 

Dünyada İdam Cezası

Uluslararası Af Örgütü’nün 2 Nisan 2018 tarihli raporuna göre 2017 yılında 23 ülkede idam cezası yürürlüktedir. Çoğu infaz Çin, İran, Suudi Arabistan, Irak ve Pakistan’da olmuştur. ABD’de ise 31 eyalette idam cezası yürürlüktedir. Ancak şaşırtıcı olan şey ise infaz yaptırımı bulunmayan eyaletlerdeki suç oranının daha az oluşudur. Yine aynı şekilde Hindistan’da tecavüzün cezası idamken, her gün onlarca kadın tecavüze uğramaya devam etmektedir. 

O halde bu durum, en dar kalıplı zihinlerde bile infazın caydırıcılığı konusunda şüphe yaratmak zorundadır. 

Türkiye’de İdam Ne Zaman Kalktı?

Türkiye’de ise 2004 yılında tamamen kalkmış olan idam, genel duruma bakıldığında sivil suçlardan ziyade darbeler sonrası kullanılmıştır. Kaldı ki bu gibi siyasi suçların neticesi son derece değişken olup, hakkında geri dönüşü olmayan idam kararını vermek yine fazlaca yanlış bir tavır olabilir. 

Genel duruma şöyle bir göz attıktan sonra, bu işi yüreklere sormak, oradan çıkacağına inandığım adaletli cevapla yoluma devam etmek istiyorum. Hukukun elinde sonunda, tüm objektifliğine rağmen, ilk kaynak olarak insan vicdanını kullanması hem mantıklı, hem de gerekli bir durumdur. Her ne kadar fark etmesek de bizler, en yozlaştırılmamış halimizle, adalet duygusu güçlü zihinlere sahibiz. İşte tam da bu yüzden sevgili okuyucu, ön yargıları bırakıp, hiç olmazsa bu yazıyı okurken, o en samimi bilinç haline geri dönmenizi istiyorum. O halde parçalayıp yeniden inşa etmeye başlayalım.

İdamın Olduğu Ülkelerde Suç Oranı

Az önce verdiğim örneklerden idamın aslında hiç de caydırıcı olmadığını, tam tersi acısız bir kaçış yolu olarak bile düşünülebileceğini gördük. Eğer bir adama, ömrü boyu her gün özgürlüğünü bırakıp azap çekmek mi yoksa beş dakika içinde infaz edilmek mi diye soracak olursanız hiç şüphesiz ki bunun cevabı bellidir. İnsanları suç işlerken asıl korkutacak olan şey cezanın şiddeti değil, sürekliliğidir. Tabii burada ufak bir parantez açmak gerekiyor. Bu nasıl bir süreklilik olmalı?

Günümüz şartlarında, yani modern hapishanelere baktığımızda “Yatar çıkarım, nasılsa devlet bana bakar” anlayışı oldukça yaygın. Hatta para karşılığı suç üstlenmenin bile görüldüğü bir toplumda, demek ki cezaevleri yeterince caydırıcı değil desek yalan olmaz. Bu durumda yeni yaptırımlarla, sadece özgürlüğü kısıtlamak değil, tembellik özgürlüğünü de kısıtlamak gerekli olabilir. Söz gelimi, madenlerde mahkûmların çalıştırılması yahut buna benzer hayattan bezdirici işlerde suçlulara öncelik verilmesi yerinde bir uygulama olacaktır. Eğer bir yasağı çiğnemeyi tasarlayan kişi; her gün kalan yaşamını fiziksel güç gerektiren zorlu bir işte çalışmak zorunda olacağını, karşılığında hiçbir yarar görmeyeceğini ve akşam yatağa başını koyduğu an ne kadar yorulduğunu düşleseydi, bu azaptan kaçınmaya çalışır, belki de kendini frenlerdi. 

 Ölüm cezasının bıraktığı izlenim ve etki, ne denli şiddetli olursa olsun, en kalıcı olaylarda bile çabucak bellekten silinip unutulmaya karşı fazla direnemez. Bu unutma, insanın doğasında vardır. Özellikle tutkular, bu unutma sürecini hızlandırırlar.

Beccaria

İdam Suç Oranını Azaltır mı?

İdama daha başka açılardan yaklaşalım şimdi de. Verilen her infaz kararı, cezanın şahsiliğini açıkça yok etmekte, hatta suçlunun tüm yakınlarını belki de yaşamları boyunca acıya mahkûm edip işlevsizleştirmektedir. Hayatın kalan kısmında bu insanlar adalet sistemine ve hatta topluma kin duyarak, belki de intikam alma güdüsüyle yaşamaya başlayabilir. Yani yok olan suçlu değil, tam aksine ailesi çeker cezayı. 

Üstelik şiddetli cezaların suç oranını hiçbir şekilde düşürmediğini tarih göstermektedir. Sadece idam değil; kırbaç, hadım edilme ve çeşitli diğer canice yöntemler de caydırıcılık konusunda yeterince etkili olamamışlardır. O halde zaten şiddete meyilli olan bir toplumda, cezayı yine şiddette aramanın mantığı nedir? Aslında bu sorunun tek bir cevabı var; sosyal intikam. Bu duygu ne yazık ki çoğu kez, kişiyi suça iten sapkınlık hali ile aynı kaynaktan doğar. 

İdamın Toplumda Yarattığı Yan Etkiler

Sosyal intikam için kuralları çiğneyip, çözümü yine onda aramak oldukça yanlış bir tutum değil midir? Peki, ne yapmalı? Hapishaneleri tembellik yuvası olmaktan çıkartıp, kişiyi zorlayıcı işlerin beklediği algısını toplumda uyandırmalıyız. Bana kalırsa bu, bütün diğer fiziksel şiddet yöntemlerinden daha caydırıcı olacaktır. Özellikle ağır suçlar işleyen kişilere, izole bir oda yerine, çok daha yorucu işler vermek gerekebilir. En önemlisi ise; cezanın kesinlikle uygulanacağı bilincini disiplinli bir uygulamayla yerleştirmek. Kişi ne kadar delirirse delirsin, her gün felakete uyanacağını bilmek var olmayan bir delilik ister. 

Senur Ünver
senur96@gmail.com

Tags : araştırmamakale
akol

The author akol

Leave a Response

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.