close
Anıl Kölmük

Bu başlangıçlardan kaçınmak hiç kolay olmuyor. Mutlak olarak yazının bir girişi olması gerekiyor, bu girişi de bir şekilde atlatarak yazının asıl hikayesine bir türlü geçemiyoruz. Sizden beni bu konuda affetmenizi diliyorum, çünkü ben kendimi affetmezdim. Bile bile hata yapmak da ne büyük lüks, bu sıralar çok fazla lüksüm kalmadı idare edin (yazar burada ağır yalan konuşuyor (vay ibne) ). 

Hayatımda bazı radikal değişikliklere gitmenin (bu değişikliklerin artık sayısı bilinmemekte) zevkindeyim. Her zaman hayalini kurduğum kütüphane ev hayalimi gerçekleştirdim. Kendim kadar güvenemediğim bir ev arkadaşım da oldu bu eksende. Böylece sadece kitap okumaya, makale yazmaya ve ders çalışmaya odaklanabiliyorum. Hem de çalışmak zorunda kalmadan (Kapital düzen içerisinde para karşılığında emeğimi satmamaktan bahsediyorum (aptal olmadığınızı biliyorum) ). İşin en güzel kısmı burada sanırım, Antik Yunan da yaşayan köle ve asker sınıfından ayrılarak sonunda Socrates amcamın yanında kendime yer bulabildiğimi zannediyordum. Ama yine yanıldım (Her zaman olduğu gibi). Bu yaz yaşadıklarımı özetlemenin vakti geldiğine inanarak sizleri de davet ettiğim hayatınızdan çalacağım beş yavaş okuyorsanız on dakikalık hırsızlığa geçebiliriz o halde;

Yazın başında kilo problemim vardı, sigarayı bırakmış olmam, uzun süren ilişkimi bitirmem falan bu durumu daha da kötü bir hale getirir diyordum ki, yine kendimi şaşırtmayı başararak daha sağlıklı yaşamaya başladım. Otel de resepsiyonistlik yaparken, ilk ay maaşımın tamamını bisiklete gömerek kendime bu yeni yaşam ile ilgili ipuçları vermeye başlamıştım. Rayına giriyordu her şey, peki ya kabuslar… Onlar da zaman ile aşılacaktı sanırım. Şimdilik bütün kabuslarımı duraksatmanın bir yolunu bulmuştum, düşünmüyordum. Ama bu kabusların bittiği anlamına gelmediğini de biliyordum.

H&M Eğitim sürecinde Anıl Kölmük.

Sonra H&M’de çalışmak için otelden ayrıldıktan sonra düzenimi daha da kaliteli bir hale girebileceğimi zannettim. Ancak H&M gibi özgürlüğü yansıtan kurumsal bir firmanın bile ağır bir emir komuta ve göt yalama hiyerarşisinden geçmiş olması çalışmamın üçüncü haftasında benim kovulmam ile sonuçlandı (Hep karşı taraf orospu çocuğudur). Bu sıralar kırılgan olan kimliğim daha da kırılganlık gösterdiğini itiraf etmeliyim, ama şansım yaver gitti ve bir gün sonrasında iş buldum. Ellibeş Buçuk İzmir Kumru isminde bir lokantadan bozma restoranda çalışmaya başladım. Ne olarak mı? Joker tabi ki… Bisikletim ile servise mi çıkmadım, aşçı izin aldığı için mutfağa mı girmedim, kasiyer görevini laiği ile yapmadığında onun yerine hırsızlık mı yapmadım… İşim zordu, sıkıldım tabi ki onu da bıraktım. Ve o arada kendime bir daire tutmak gibi bir fikre kapıldım. Samsunun uzak köşelerinden birinde hemde. Kendimi bulmam gerekirdi, ama daha yeni aramaya başladım galiba.

Taşınırken valizlerimin bir kısmı, toplamda 14 valiz tuttu.

Yeni eve taşındığımda her şey tabi ki sihirli bir dokunuş ile mükemmelleşmesini beklemiyordum ki öyle de olmadı. Yeni çalışma düzeni ve yeni hayata adapte olmak için bir kaç dostumun yardımı gerekti. Bunların yardımları ya da altın dokunuşları benim yalnızlık ile aramda olan kırılganlığımı yumuşattığını itiraf etmeliyim.

Elif, bu zamanlar içerisinde dostluğu ile bu süreci hızlandırmama en çok yardımcı olan insanlardan birisiydi.

Zaman ilerliyor, ancak yine de ben hayal ettiğim çalışma düzenine bir türlü giremiyordum. Bahaneler araya giriyor, olduk olmadık insan manzaları sürekli olarak karşıma çıkarak benim anti sosyalliğime dem vurarak sosyal beklentileri ile beni yüceltiyorlardı. Sonucunda onların beklediklerini karşılarken, ben ben olmaktan uzaklaştığımı ancak eski bir dost olan Ortaç Oruç’un beni ziyareti sırasında fark edebilecektim. Ancak çok geç miydi? Bu sorunun doğrudan yanıtını vermek çok güç, o yüzden ben de yanıtını vermemeyi seçiyorum. En azından denemeye devam edecek kadar tutunmaya çalışıyorum.

Rana, Ondokuz Mayıs Üniversitesi Felsefe öğrencisi. Kendisi sosyolojik ve felsefi anlamda gelişime olan açlığını benim kütüphanemden kitap çalarak benden habersiz çaldığı kitapların altlarını çizerek sürdürmekte.

Bu sırada bir mucize daha gerçekleşti ve hayatıma Rana girdi. Rana bana çok saçma bir felsefi soruyu sormak maksadı ile ulaşmış (Sonu olmayan şey nedir? (anan diyemedim) ), sonucunda aldığı cevabı yetersiz bularak bu konu hakkında tartışmak maksadı ile soluğu yanımda almış bir Felsefe öğrencisi. Birbirimiz ile zaman geçirdikçe, karşılıklı sorumlulukların artması, ikimizin de arzu ettiği gelecek idealarına ulaşmamıza yardım edeceğine karar vererek, dostluğumuzu korumayı bildik. Her gün okula giderken uğrar, buz dolabımı süpürür, dersine gider, kitaplığımı siker, sonrasında ben bunları söylediğimde kendini haklılaştıracak onlarca şey söyler aradan da iki trip atar siktir olup gider. Nereye mi gider? Ertesi gün geri gelmek üzere evine…

Moda Bisiklet’in sahibi Selim ile birlikte ilk uzun bisiklet seferimi yaptım. Çok uzak diyarlara gittik, Bafra’ya (30 km var mıydı ya?)

 

Bisiklet sürmek bu zaman aralığında gerçekten benim için anti-depresan vasifesi gördü. Bütün kötü enerjimi pedal çevirerek attığımı itiraf edebilirim. Tabi her güzel şeyin bir sonu olduğu gibi Samsun’da havalar kötü olduktan sonra da bisiklet sürmek imkansız hale geldi.

Değinmek istediğim bir çok ayrıntı var aslında, ama hiç biri için gerekli enerjiyi kendimde görmüyorum. Kendime kızacağım büyük ihtimalle bunları sizin ile paylaşmadığım için ancak yine de bildiğimi yapmaya devam edeceğim. Benim bir vizyonum var ve bunu artık sesli bir şekilde söyleyebiliyorum, bunu hayalden ayırabilecek kadar adım attığımı bilmeniz bile yeterli olacaktır.

Sevmeyi sevmeden, sevdiğim bir çok şey olmuştu. Bunu da aşmayı başarabilirim sanırım.

Tags : blog 2017 türkçebloggerdeneme yazısıtürkçe blog paylaşımıtürkçe blog paylaşımlarıTürkçe Blog yazısı
akol

The author akol

Leave a Response