close
Foucault ve Felsefesi

Michel Foucault, 20. yüzyılın sonlarının en ünlü düşünürlerinden biriydi. Akademik kariyeri, 1970’lerde Fransa’nın en prestijli üniversitesinde yani Fransa Koleji’nde, düşünce tarihinin profesörü olarak başladı. Bu sıradışı başlık, Foucault’nun felsefesi, tarihi ve siyaseti gibi disiplinleri içine alan çalışmalarının kendine özgü doğası nedeniyle yaratıldı.

Foucault, iktidar ve sosyal değişimle ilgileniyordu. İktidarın birey ve toplum üzerindeki etkisini dile getirip, iktidarın insan psikolojisi ve düşüncesini nasıl etkilediğini gözlemlemekteydi. Özellikle Fransa’nın monarşiden Fransız Devrimi yoluyla demokrasiye geçişini araştırmaktaydı. Fransa’nın monarşiden demokrasiye geçişinin sadece özgürlük ve bilim olarak adlandırmamızın çok basitçe oldugunu söylemiş ve bu tarz bir düşünce sistemi, gücün modern toplumlarda nasıl etki yarattığını yanlış anlamamıza yol açmıştır.

Örneğin, yeni hükümet biçimi artık işkenceye ve ceza olarak halka açıklıklara dayanmasa da, hala insanların vücutlarını kontrol etmeye – zihinlerine odaklanmaya çalıştı. 1975 yılında ‘’Disiplin ve Cezalandırma’’ adlı kitabında Foucault, Fransız toplumunun cezaevlerinde, akıl hastanelerinde, okullarda, işyerlerinde ve fabrika gibi yeni kurumlarda kullanılan “disiplin” ve “gözetim” uygulamalarıyla cezalandırmayı yeniden yapılandırdığını savundu.

Bu kurumlar, sadece kurumsal ceza tehdidi altında değil, aynı zamanda hakim inanç ve değerleri tam anlamıyla içselleştirmelerini sağlamak için sürekli olarak yontulmalarının sonucu olarak sosyal normlara uygun itaatkâr vatandaşlar üretti.

Foucault’nun görüşüne göre, yeni “disiplin” bilimleri (örneğin, kriminoloji, psikiyatri, eğitim), tüm “sapkınlığı” önceki toplumsal düzende imkansız olacak şekilde görünür ve böylece düzeltilebilir hale getirmeyi amaçladı.

Foucault, İngiliz filozofu Jeremy Bentham’ın 1787 Panopticon’unu kendi felsefesini anlatmak icin metafor olarak kullandı. Bentham’in Panopticon’u bir tür hapishaneyi temsil etmekteydi. Hapishane içerisinde bulunan mahkumlar, kendilerinin bir kişi tarafından izlendiğini düşünmekteydiler ve bundan dolayı, hapishane içerisindeki hal ve hareketlerine dikkat etmekteydiler. Bu tarz bir metafor, modern insanin kendini her zaman gözeten birinin oldugunu ve buna göre hareket ettigini gösteren bir tür orneklendirmedir. Gerçektende modern teknoloji ve endüstri ile beraber, bireyler kurumlar sayesinde gözetim altında olduklarını hissetmiştir.

Yazar , fabrikaların ve akıl hastanelerinin, egemen cinsel ahlak disipline uyum sağlayabilecek uysal insanların ortaya çıkmasıyla sonuçlandığını belirtti. Foucault, “zihinsel hastalıkları” (eski adı delilik olarak bilinir) olan kişilerin, bilimsel olarak belirlenmiş bir “norm” a yapılan amansız çabalarla kontrol edildiğini savundu.

Mesela, filozofun bir diğer eseri olan ‘’Cinsellik Tarihi Cilt 1’’ adlı kitabında, sapkın davranışlardan bahsetmek yerine, bilim adamlarının tıbbi müdahale ve düzeltme çabalarına eşlik eden “sapık” veya “eşcinsel” gibi sapkın türler hakkında konuştuklarını savundu.

Güç / bilgi dualizmi

Foucault, bilgi ve gücün yakından bağlantılı olduğunu savundu. Öyle ki, “iktidar / bilgi” terimini birinin diğerinden ayrı olmadığını belirtmek için kullandı. Her güç kullanımı onu destekleyen bilgi birikimine bağlıdır. Bilgi edinme iddiası bazılarını marjinalleştirirken, bazı grupların çıkarlarını ve güçlerini arttırır. Foucault’u böylesine geniş bir yelpazedeki bilginlere bu kadar çekici kılan şey, yalnızca soyut felsefe veya tarihsel değişim teorilerine bakmamasıdır. Aksine, gerçekte ne söylendiğini de analiz etmesidir. En önemli çalışmalarında, bilgi biçimlerinin nasıl değiştiğini haritalandırmak için metinlerin, görüntülerin ve binaların bir analizini yaptı. Örneğin, cinselliğin 19. yüzyılda bastırılmadığını savundu. Aksine, hastaların klinik ortamlarda, cinsel deneyimler hakkında konuşmaya teşvik edildiğini gösterdi.

Teknolojinin gelişmesi ve iletişim araçlarının rolünün yanı sıra, şimdi de iyi bir şekilde gözetim topluluğuna girdik. Foucault’nun bu konuyla ilgili görüşleri, sosyal bilimler ve beşeri bilimlerdeki bilim adamları tarafından araştırılmaya devam edilmektedir.

Ayrıca onun cinselliğin ve cinsiyetin çağdaş çalışmaları, akıl sağlığı kurumlarının ve tıp mesleğinin sosyolojik çalışmaları üzerinde de önemli bir etkisi olmuştur. Onun teorisinin önemli bir özelliği, gücün olduğu yerde her zaman direnişin olmasıdır. Dolayısıyla her zaman direniş bölgeleri vardır. Örneğin, eşcinsellik tarihsel olarak “günah” veya “tıbbi bir patoloji” olarak algılanmıştır. Oysa şimdi, değişimin nasıl mümkün olduğunu gösteren meşru bir “cinsellik” olarak yorumlanmıştır.

Mehmet Sadık Bektaş
bektasmehmetsadik@gmail.com

Tags : Felsefepsikolojisosyoloji
akol

The author akol

Leave a Response

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.