close
Bilgi

Charles Taylor Perspektifinden İnancın Mevzileri ve Sekülerizm

Charles Taylor

Kanadalı filozof Charles Taylor’un en önemli eserlerinden biri olan ‘’Seküler Çag’’ kitabi, özellikle dinin rolü ve toplumdaki önemini kavramak isteyenler için mutlaka okunması gereken bir yapıt. Sizlere bu yapım ve ışığında Charles Taylor’a göre inancın mevzileri ve sekülerizmi aktaracağım.

Kitap her ne kadar uzun olsa da (Kitap, Türkiye Iş Bankası, Kültür Yayınları tarafından basılmıştır. Çevirisini ise, Dost Körpe yapmıştır. Yaklaşık 1000 sayfadır.) okundukça düşündüren bir özelliğe sahip. Bu kadar uzunluktaki bir kitabı elbette birkaç sayfa makaleye sığdırmak mümkün olmayacaktır. Ancak sizlerle önemli bulduğum kısa ve öz bilgileri paylaşarak, kitabın değerini bir kez daha ön plana çıkartacağımızı ümit ediyorum. Örneğin kitabın 31. sayfasında yer alan İnancın Mevzileri başlıklı bölümde Taylor; neden batı toplumlarında örneğin 1500’lerde Tanrıya inanmak hemen hemen olanaksız iken, 2000’lere geldiğimizde bunu yalnızca kolay değil, aynı zamanda da kaçınılmaz buluyoruz tarzında bir soru ile bölüme başlamıştır. Bu soruya yanıtı ise üç farklı bakış açısından vermeyi tercih etmiştir:

  1. İnsanların içinde yaşadıkları doğal dünya ve hayal ettikleri kozmoz, ilahi gaye ve eylemin kanıtıydı. Bu kanıt olma hali, günümüzde anlayabildiğimiz ve taktir edebildiğimiz bariz anlamında, yani düzenin ve tasarımın yaratılmış gibi görünmesi anlamında kısıtlı değildi. Sadece; doğal düzendeki büyük olaylar, fırtınalar, kuraklıklar, seller, salgınlar, yıllarca süren sıra dışı verimlilik ve gönenç dönemleri de Tanrı’nın eylemleri olarak nitelendiriliyordu.
  2. Toplumun varlığı da Tanrının bir alametiydi (Buna modern bir terim olan toplun denmiyordu. Bunun yerine, kent devleti, krallık ve kilise adı veriliyordu). Bir krallık, ancak dünyevi zamanda gerçekleşen beşeri faaliyetlerden daha yüksek bir şeyde temellenmiş olarak düşünülebilirdi. Bunun ötesinde de, toplum oluşturan, çeşitli birlikler, kilise bölgeleri, ilçeler, loncalar ve birçok gruplar altında ritüel ve tapınma yoluyla birbirleriyle iç içe geçmişlerdi. İnsan Tanrıyla heryerde ister istemez karşılaşıyordu.
  3. İnsanlar sihirli bir dünyada yaşıyorlardı. Bu ifade etmeye çalıştığım şey için en iyi nitelendirme olmayabilir; çünkü insanların aklına ışığı ver perileri getiriyor gibi… Ama aslında burada onun zıttına, Weber’in modern durumu tanımakta kullandığı “Sihirsizleşme” ifadesine gönderme yapıyorum. Bu terim bu tür konuların tartışılmasında o kadar yaygın kullanılmaktadır ki, modern öncesi durumun can alıcı bir özelliğini tanımlarken bu kavramın zıttına başvuracağım. Bu anlamda sihirli dünya atalarımızın içinde yaşadığı, ruhların ve şeytanların manevi güçlerin dünyasıdır.

Taylor asında bu üç temel argümanıyla, modern dönem öncesi ve sonraı dini değer ve inançların şekillenmesi ve anlaşılmasını çok etkili bir şekilde özetlemiştir. Gerçekten de sekülerizm sadece din ve devlet işlerinin birbirlerinden ayrı olarak tanıtılması, eksiklik arz eden bir tanımlamadır. Bu konu hakkında daha fazla öğrenmek isteyen arkadaşlarımıza, yukarıda bahsettiğim kitabı şiddetle tavsiye ederim.

Mehmet Sadık Bektaş
bektasmehmetsadik@gmail.com

Tags : eleştiriFelsefe
akol

The author akol

Leave a Response

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.