close
Bafra kapıkaya köyü yürüyüşü

Yürüyüş yapıyor musunuz? Tabi ki. İşten eve, evden işe, sahil kenarında, parkta, yürüyüş alanlarında… Burada belirli bir kıstasımız yok. Hepimiz yürüyor ve atalarımızdan kalan iki ayağımızı kullandığımız bu yetkinlik konusunda kendimize güveniyoruz. Bundan iki gün öncesine kadar da ben de bu konuda kendime güvenerek yaşamımı sürdürüyordum.

Tilki Dağcılık Kulübü yöneticilerinden Turgay Topdal iki gün öncesinde beni arayarak;
“Anılcığım bir yürüyüş organizasyonumuz olacak. Fırsatın olursa mutlaka bize katıl” dedi. Kibar bir şekilde yapılan bu daveti kırmayarak arkadaşım Kudret Çakır’ı da yancı kontenjanına ekleyerek 11 Şubat sabahında Türkişte buluşmak üzere ısmarlaştık.

Giderken, benim orada ne işim olduğunu ve neden gittiğimi kendime sormadan edemedim. Turgay’ı kuzenim Ömer Kölmük sayesinde tanıyordum. Fazla samimiyetim olduğu da söylenemezdi. Ancak bir şekilde, o otobüse binmiş, buluşma güzergahına yola çıkmış, Turgay ve saz arkadaşlarının nasıl tipte insanlar olacağını hayal ederken kendimi bulmuştum. Yürüyüşün yaklaşık altı saat kadar süreceği söylenmesi ise benim için zor bir durum değildi, çünkü ben yürümeyi biliyordum! Sadece yürürken olmak istemediğim bir yerde bulunma çekincesi ağır basıyordu; kulaklığım, elektronik okuyucum ve arkadaşım Kudret ise bu noktada benim için fazlası ile iyi can kurtaranlardı.

Yazının devamını okumaya üşenecekler adına Spoiler (Sürpriz kaçıran):

Parkuru tamamlamayı başardım. Ve hatta ilk tamamlayan kişi oldum (Bir başarı sayılmasa da övüneceğim), orada da yorulduğumu göstermek istememe rağmen şu an bunları kaleme alırken bile yorgunluktan ölüyorum.

Turgay, Türk-iş de bizi karşıladı. Araç içerisinde Turgay’ın sevgili nişanlısı Gamze ve Cansu da bizleri bekliyorlardı. Kısa süre içerisinde yola çıktık. Kaynaşma faslı hızlı atlatıldı, göz açıp kapatıncaya kadar zaten Bafra’da olmayı başarmıştık. Bu sırada diğer gelenler ile birlikte hareket etmek adına Bafra çıkışında beklemeye koyulduk. Cansu ile kısa süreli sohbetimizde, yıl sonu Hindistan tatil fikrimi paylaşma şansını yakaladım. Kendisi de uzun zamandır böyle bir fikre sahip olduğunu ama bir türlü fırsat yaratamadığını ifade etti. O anın güzel sohbetlerin habercisi olduğunu anladım.

Bafra Kapıkaya Gölü’nden Kızılırmak manzarası.

Hazırlıklarımızı tamamlayıp yürüyüşe başlayacağımız alana geçtiğimizde; farklı kültür, statü ve yaşam şekillerini yansıtan yirmi kişi olmuştuk. Orada olan her insanın farklı bir dışa vurumu olduğunu söylersem sanırım abartmış olmam. Bunu onlara baktığım ilk anda fark edebilmiştim. İşin güzel kısmı her birine yaklaştığımda farklı bir sohbetin habercisi olacak bir koku gelmesindeydi.

İlk aptallık anı hızlı bir şekilde atlatıldı, yola çıkıldı. Fark edildi ki kıyafetler çok kalın, hemen hızlı bir mola verildi. Kıyafetler çantalara basıldı. Sonra “AA! Yalak” denildi, oradan su doldurmak bahanesiyle hemen hızlı bir mola daha verildi. Sonra rüzgar esti, bastırılan kıyafetler geri çıkartıldı, hemen hızlı bir mola daha verildi. Aslında gezinin tamamı bu paradoksun etrafında dönmüştü. Ama ilk mola anında grup içerisinde “gözlük-şişko-sempatik” kontenjanını paylaştığım kişi olan Mert ile tanışma fırsatı yakalamıştım.

Kaymadan yürümek için yer yer mücadele etmemiz gerekti.

Kudret ve ben hızlı hareket etmemize karşın, grup içerisinde spora yatkın olmayanlar arkadan geliyorlardı. Biz de kıyafetlerimizi hızlıca değiştirmiş yalağın kenarında diğerlerinin gelmesini bekliyorduk. Birden bir kendimi Rohan çöllerinde hissetmeye başladım. Daha önce spor yaptığı belli olan bir arkadaş, Mert ve kız arkadaşına cesaret vermek için onlara Yüzüklerin Efendisi soundtracklerinden Rohan hücum marşını açmış, onları destekliyordu. Bulunduğumuz ortam da fazlasıyla Rohan’ı andırdığı için, bu durumu hiç garipsemeden onların yanına giderek tanışma şansına eriştim.

Sonrasında grup içerisinde “Yaşlı-bilge-tecrübe” kontenjanını tek başına üstlenen sevgili Arif, grubu duraklatarak tanışma faslını atlatmak için herkesin kendini tanıtmasını rica etti. Bu hareketini çok taktir etsem de bence yorulduğu için fırsat yaratma çabasıydı. Herkes kendini biraz latifeli bir şekilde tanıttı, ilk öngörüm böylece doğru çıkmıştı; gerçekten orada bulunan hemen hemen her birey farklı bir karakteri simgeliyordu. Bu da bir sosyolog için bulunmaz nimetten farksızdı.

Yemek ve su molalarını, çiçek toplama bahaneleriyle bol bol uzattık.

Yürüyüş devam ediyor fakat sürekli gruplaşmalar oluyordu. Bunun sebebini ilk başta yabancılaşma yerine bildiğin biri ile sohbet ederek ilerleme ihtiyacı olarak görsem de aslında arka tarafta spora yatkın olmayan arkadaşların geriden bizleri takip ettiğini fark ettim. Sık sık grupları birleştirmek adına mola verdik. Ela aramızda en sık geride kalan arkadaşımızdı. Daha önce hiç böyle bir aktivite içerisinde yer almamış olması yüzünden sanırım kondüksiyonu yetersiz kalmıştı. Fakat her halükarda onun yanında kalmanın cezbedici bir felsefi ve hukuksal sohbetler barındırdığını söylemeden edemeyeceğim.

Bu arada bir şekilde Can ile tanışmış ve yeni yeni samimi oluyorduk. Can gerçekten enerjik ve kaliteli bir perspektife sahip bir insandı. Bilgi-Deneyim seviyesi de oldukça yüksekti. Onun ile sohbet ettiğimde gerçekten dakikalar su gibi geçmişti bir anda. Grubun memur tayfasından Selma ve Elif de bize takılmış arkada kalmışlardı. Aklıma eski bir fotoğraf hilesi olan yaprakların üzerine bireyleri ters-düz yatırarak yukarıdan fotoğraf çekme numarası gelmişti. Ama bu çok romantikti, Can ile ya da Kudret ile yapmak yerine bu fotoğraf aşkımı iki kadın ile kapatmak daha basit geliyordu. Sağ olsunlar Selma da Elif de beni kırmayarak ıslak yaprakların üzerine uzanarak fotoğrafı çekindiler. Can, Kudret ve ben göz göze geldiğimizde başarmışlık hissimiz takdire şayendi. Ama Elif bize dönerek “Sıra sizde” dediğinde kahkaha atarak oradan uzaklaştık.

Selda ve Elif yaprakların üzerine uzandıkları fotoğraf.

Tilki Dağcılık Kulübü grup yöneticilerinden de çok kısa bahsetmem gerekirse, Turgay yol boyunca olabilecek bütün rollere bürünerek üzerinde olan sorumluluğu fazlası ile yerine getirdi. Bir diğer yönetici arkadaşımız olan Yiğit Kara ise hem tecrübeleriyle hem de yol hatıralarıyla bizi fazlasıyla mest etti. Samsun Boulder Cafe üzerinde faaliyetlerine devam eden ekip, dağcılık ve kampçılık organizasyonlarına da imza atıyor (Reklamlar bitti).

https://www.facebook.com/bouldercafesamsun/

Daha bahsetmem gereken on beş kişi daha var ve ben gerçekten çok yorgunum. Bunları sıcağına yazmazsam bir daha bu duyguları yansıtamayacağımdan çekindiğim için aklıma gelen ilk hatıraları paylaşma yoluna girdim.  Aktaramadığım olaylar ve aktaramadığım kişilerden ötürü özür dilerim. Çok eğlendim ve kesinlikle tekrar edeceğim. Ama bu tür organizasyonlarda katıldığın kişilerin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha anladım. Tamam yol güzeldi, spor-egzersiz-cardio yaptık, manzaralar efsaneydi ama gerçekten benim için ölümsüz olan şey; grup içerisinde olan bireylerin bu kadar renkli olmasıydı.

Yürüyüş sırasında flamamızı açarak sık sık fotoğraf çekindik.

 

Bulduğumuz irili ufaklı şelalerde hatıra fotoğrafı çekindik.
Tags : dağ yürüyüşüdağ yürüyüşü bloggezi blogugezi yazılarısamsun dağ yürüyüşüsamsun gezi yazısısamsun gezilerisamsun tilki dağcılıksamsun turları
akol

The author akol

Leave a Response