close
Alarm fotoğrafı.

Alarmı ertelemek için elinden bırakmasının üzerinden üç dakika geçmişti. Yatakta ekstradan yedi dakika daha uyumaya zamanı vardı. Ancak bir türlü zihnini arındırmayı başaramıyordu. Yataktan hemen kalkarak bu eziyetten kurtulabilirdi ama yedi dakika yedi dakikaydı. Konsantre olmalıydı. Elinden geldiğince zihnini topladı ve derin bir nefes çekti. Ensesine vuran dalga ile tekrar suyun altına girdi. Nefes almak için ufak bir panik haliyle başını sudan çıkarttı.

Küçük dalgalarla süslenen denize sabah güneşinde eşlik ediyordu. Plaja doğru baktı, eşyaları için az da olsa endişeleniyordu. Kendi havlusunun yanında bir havlu daha gördü. Bu sırada arkasından sarılan iki kol onu bir bütün gibi sarmıştı. Kollarının altından sarılan bu iki kolun sahibini bir an için anımsayamadı, yüzünü çevirmek için ani bir dönüş yaptı. Onu hayatın bütün güzelliklerini anlatacak cinste iki dudak karşıladı. Gözlerini açmadı; dalgalar, plajdaki eşyaları ya da deniz, ona sarılan kollar ve dudaklarına kenetlenen büyünün etkisini azaltmıyordu. Hafiften kendini geriye doğru çekti, gözlerine bakmaya çalıştı ama bakamadı. Suyun yüzeyinde kırılan güneş ışıklarına baktı. Pencereden esen sert bir rüzgar bu sırada perdeyi havaya kaldırmıştı, istemsizce gözlerini açtı. Altı dakika kalmıştı.

Dikkat dağınıklığıyla baş etmesi yeterince zorken, bir de üzerine dış etmenlerin bu kadar değişken olması eklenince uykuya kavuşması daha da imkansız bir hale geliyordu. Son zamanlarda popüler bir kültür hastalığına dönüşmeseydi eğer bu hastalığıyla mücadele etmek için doktora gidebilirdi ama klişeler kötüydü.

“Yüz otuz iki. Yüz otuz iki! Yüz otuz iki yoksa geçiyorum!”

Yüz otuz iki nolu sıra kağıdına bakmasına rağmen, ne memurun bağırmalarını işitebilmişti ne de sıra numarası üzerinde yazan kağıdın üzerinde olan rakamlara bakabilmişti. Bu sırada elinden biri kağıdı alarak bağıran memura doğru çoktan ilerlemeye koyulmuştu. Ne düşündüğünü anımsayamadı ama bulunduğu yer tanıdıktı. Üç tane klimanın soğuttuğu bir vezne gişesi ilk defa görüyordu. Dışarıya doğru baktığında postanenin amblemini ve güneşten kavrulan insanları gördü. Elinden kağıdı alıp sıraya geçen kişi ona seslendi.

“Hey hadi gelsene?”

Dönmeden önce bu yarım Türkçeyi kullanacak tek kişiyi gayet iyi tanıyordu.

“Tamam, tamam geldim. Sadece bir şey düşünüyordum.”

Vezne kasasında memura baktı ve nüfus kağıdını uzattı. Yanında olan kıvırcık turuncu saçlı kadına doya doya baktı. Nasıl bakmayabilirdi ki; güneşten pembeleşmiş açık renkli tenine, anlamsız rahatlık taşıyan kıyafetlerine ve doğuştan erklik olan yüzüne…

“Kartı hangi adrese göndereceğinizi bilgi formuna da doldurmanız gerekiyor.”

Kardeşi için ne kadar anlamı olduğunu bilmediği bu postayı gönderirken ona güç veren kadını hissetti son ana kadar. Hayatım boyunca onunla yapabileceklerimi başka kiminle yapabilirim diye düşündü.

“Burada kendimi ifade ederken yaşadığım ayrımların tamamı, tecrübemin hayat boyu üzerime kalan mirasıdır. Tanık olduğum olaylarda yaşadığım empatileri hiç küçümsemedim, böylece ben ben olurken bir çok yapı taşı eklenmiş oldu…”

Cümlelerini tamamlarken çayını karıştırmayı bitmişti. Karşısında olan yarı klasik giyinmiş adam çoktan anlaşma noktasında gemileri suya indirmişti. Fakat yine de yeterli mi diye kendini sorgulamadan edemiyordu. Ona düşünmesi ve konuşması için fırsat vermek, bu sırada da vücut dilini izlemek bana yeterli veriyi sağlayacaktır diyerek beklemeye koyuldu. Bekledi, bekledi ve adam çayından bir yudum aldı. İnceden gırtlağını temizlemek için öksürdü ve söze atıldı.

“Dürüst olursam eğer hiç beklemediğim kalitede bir sohbetin içerisinde kendimi buldum. İlk kez davet ettiğinde ve aklındakileri söylediğinde, bu kadar hazırlıklı geleceğini hiç beklemiyordum. Dışarıdan baktığımda kilolu, asosyal ve hayata vurdum duymaz  yaklaşan bir bilgisayar bağımlısı görüyordum. Ne kadar yanıldığımı söylesem az…”

Yaptığı yatırımların meyvesini verdiğini görmesi kadar güzel bir duygu olup olmadığını sorguladı.

Bir saniye diyerek kendini duraklattı. Eline saati aldı, üç dakikası kalmıştı. Lanet olsun diye çığlık atarak yastığı başının altından alarak çarşafı yüzüne kadar çekti. Oksijen daha az ya da çarşafın altı daha sıcaktı, emin olamadı. Çadırın fermuarını açmak biraz daha temiz oksijen girmesini sağlayabilirdi.

Tags : alarm hikayeanıl kölmük hikayeinternet hikayeleriinternet hikayesikısa hikayekısa hikayelerkısa öykükısa öyküler
akol

The author akol

Leave a Response

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.